banner4
30.11.2020, 09:54 422

BIDEN VE YENİ DENGELER 

ABD’nin yeni başkanı Joe Bıden, muhtemelen 20 Ocak 2021’de görevi devralarak 4 yıl sürecek başkanlık görevine başlayacak.

Beyaz Sarayda geçiş süreci işlemlerine başlanılması ve Bıden’ın yeni kabinesini ve yakın çalışma arkadaşlarını açıklamaya başlaması da bunu gösteriyor.

Bıden’ın göreve başlayacak olmasının ortaya çıkmaya başlamasıyla da, dünyada yeni dengeler de oluşmaya başladı.

Trump’ın sürekli aşağıladığı, canlı basın toplantısında dünyanın gözü önünde liderleri Merkel’in elini sıkmayı bile kabul etmediği Almanya, yeni dönemde ABD’nin yakın müttefiklerinden olacağı anlaşılıyor. Nitekim düne kadar bize karşı 2 yüzlüce bile olsa dengeli siyaset güden Almanya’nın, son günlerde karşımıza geçmeye başlaması da bundandır.

Son yıllarda birden bire düşmanca davranmaya başlayan, Türk düşmanı prens selmanı veliaht prens ilan eden, CIA’nın akıl hocalığında gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti ile bize kurmaya çalıştığı tuzak istihbaratımızın üstün başarısı sayesinde kendi ayaklarına dolanan, Suriye’de pkkya destek veren, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, Fransa, Mısır ve BAE ile birlikte, Türkiye’ye karşı artistlikler peşinde olan Suudi Arabistan Kralının, şimdilerde hiçbirşey olmamış gibi tekrar Türkiye’ye yaklaşma çabaları da Bıden’ın başkanlığı devralacak olmasından kaynaklanıyor. Çünkü Bıden, Trump’ın aksine Suudi’lere mesafeli olacağı, buna karşın İran’la Obama’dan sonra Trump döneminde kesintiye uğrayan  sıcak ticari ilişkileri yeniden kuracağı beklendiğinden, bölgede korumasız kalacağını düşünen ve özellikle de İran’a karşı denge amacını güden Suudi’ler tekrar Türkiye’ye yanaşmaya çalışıyorlar. Neticede Suudi’ler, burunlarının dibinde açlıktan ölen soydaşları ve dindaşları yemenlilere zırnık vermezken, yüzmilyarlarca doları boşu boşuna Evangelist Trump’a kaptırmış oldular. 

Herhalde devletimiz gerekli cezayı da keserek, himayesine tekrar alacaktır bu dönekleri. Çünkü uluslararası ilişkilerde duygular değil menfaat ve mantık ön planda olmak zorundadır.

Dünya ölçeğinde baktığımızda, Bıden yönetiminin, Ortadoğu’yu İsrail ve BAE üzerinden, Orta Asya’yı Kırgızistan ve Özbekistan üzerinden, uzakdoğuyu Tayvan ve Güney Kore üzerinden, Avrupa’yı Almanya üzerinden, Afrika’yı Kamerun, Sudan ve Nijerya gibi ülkeler üzerinden, Güney Amerika’yı Kolombiya ve Bolivya üzerinden dizayn ve kontrol etmeye çalışacağı anlaşılıyor. Bunlar resmin şimdilik görünen yüzü üzerinden benim öngörülerim elbette.

Yeni dönemde Avrupa’da  Fransa, Afrika’da Suudi Arabistan ve Mısır gibi ülkeler ise, düğün gecesi altınları gelin tarafından çalınıp kaçan ve gelin tarafından dolandırılan damat durumunda olacaklardır benim kanaatim.

Hele, Trump’ın “biz olmasak şimdi Almanca konuşuyor olacaktınız” dediği Macron’un Fransa’sının durumu biraz daha vahim olacağa benziyor. Çünkü boyuna posuna bakmadan, güdükleşmiş de olsa AB liderliğine soyunan Macron’a karşı içten içe diş bileyen Merkel’in de Fransa’ya bir ders vermek isteyeceğini düşünüyorum. Fransa’nın Brexit’teki tutumu nedeniyle benzeri bir hesaplaşmayı İngiltere’nin de yapacağını tahmin ediyorum.

Bıden küreselcilerin vekili olduğuna göre, bu ülkeler başlangıç ülkeleri olacak; devam eden süreçte bu ülkelere yenileri ilave edilebilecek, bazıları da kırmızı kart görerek liste dışı bırakılacaktır elbette. ABD yönetimine biat eden ve verilecek görevlerde kusur etmeyen yalaka ülkeler ABD müttefik listesinde olurken, bunu kabul etmeyen ülkeleri ekonomik ve askeri ambargolar, iç ve dış borç kıskaçları, iç karışıklıklar ve belki de askeri müdahaleler beklemektedir. 

Ayrıca önümüzdeki 4 yıllık dönemde dünya, el altından gizli bir ABD-İngiltere, ABD+AB-Rusya ve ABD+AB-Çin ekonomik çatışma ya da rekabetine sahne olacaktır.

Peki Türkiye’nin durumu açısından bakılınca neler, nasıl değişebilecektir?

Türkiye, coğrafi ve stratejik konumu, tarihi, Türk ve müslüman ülke olması nedeniyle hedefteki ülke olmaya devam edecektir. Çünkü, hem tüm Ortadoğu’yu, hem Türki Cumhuriyetler başta olmak üzere dünyadaki tüm Türkleri, hem müslüman ülkeleri ve hem de Rusya’yı  kontrol edebilmek için her türlü avantaja sahip tek ülke Türkiye’dir. Bu nedenle Türkiye’yi mümkünse zapt-u rapt altına almak yani biat ettirip kullanmak, eğer bu mümkün değilse etkinliğini azaltmak hatta bitirmek ve parçalamak için yine her türlü entrikalar çevireceklerdir. 

Benim değerlendirmelerime göre Trump’ın gitmesi-kalması veya Bıden’ın gelmesi-gelmemesi, bizim açımızdan çok birşeyi değiştirmeyecektir. Bu nedenle, bazılarının zannettiği gibi Trump’ın gidip Bıden’ın gelmesi ne iyi olmuştur ne de kötü. Hatta benim fikrime göre düşmanımızın belli olması ve alternatifine göre kısmen de olsa mert olması daha iyidir.

Önemli olan, bizim dik ve kararlı duruşumuzu bozmadan, savunma sanayi gibi sektörler başta olmak üzere ısrarla ve inatla kalıcı büyümeyi sürdürerek, akıllıca yolumuza devam edebilmektir. Ve bunu da başarmaya devam edeceğiz inşaallah.

Bunları yaparken, eş zamanlı olarak Türk Konseyindeki gelişme ve kurumsallaşmaları da ihmal etmememiz gerektiğini ifade etmemiz gerekir.

Bugün dünyanın dört bir tarafına İHA-SİHA satmayı başaran Türkiye, bu başarısını katma değeri yüksek diğer sektörlerde de sağlarsa, bunların yanısıra Suriye ve Libya’da kalıcılığını sürdürürse, Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de yeni rezervler bulabilirse, Türk Konseyini (Keneşini) kurumsallaştırıp etkinleştirebilirse, önümüzdeki engeç 15-20 sene sonrasında zaten dünyadaki önde gelen ülkelerden biri olarak masada da belirleyen ülke olarak bulunmaya başlayacaktır.

Biz güçlendikçe, ABD, Rusya ve Çin’den rahatsız olan 10’larca ülke hızlıca etrafımızda kenetlenecektir. Çünkü dünyada her zaman “gücün kadar hükmün olur.”.

Yorumlar (3)
Fettah Altindag 2 ay önce
Sayın müsteşarın yazmış oldugununuz değerlendirmelere aynen katılıyorum ağzınıza elinize sağlık analiziniz doğrudur kutluyorum başarılar dilerim saygilarimla
Semih Baydemir 2 ay önce
Görüşlerinize genel olarak katılıyorum.Fransanın daha beter olmasını diliyorum.
Musa ARI 2 ay önce
Ellerinize sağlık sayın Müsteşarım
sisli