banner4
30.11.2020, 09:56 627

ZAMANSIZLIK VE MEKANSIZLIK

Kuantum, yeni yüzyılımızın çağdaş bilimsel bulgular ve anlayışına göre bir enerji veya maddenin olabilir olan en küçük atomaltı parçacık birimi olarak tanımlanır.

Kuantum, sözcük kökeni latinceden gelir ve “ne kadar” anlamındadır. Kuantumun sözcük anlamına kısaca “ölçü” diyebiliriz. Bu ölçü, atomaltı parçacıkların değerleri için kullanılır.

Kuantum düşünce yöntemi, gelecekte olmasını istediğimiz tüm durumlar ile kendimizde görmek istediğimiz özellikler konusunda, hayaller, zihinsel tasarımlar, sesler ve duygularla oluşturulan bir düşünce biçimidir. Bu düşünce yöntemselliği, üst boyutlu ve nitelikli bir düşünme biçimidir. Sıradan düşünce biçimleri ise kendisini tekrar eden, etkisiz ve sınırlı enerjilerdir.

Tüm bunları göz önüne alırsak,  değişik evrensel yaşam boyutumuzdan yola çıkarak, uzayın derinliklerinde bulunan ve olağanüstü çekim gücüyle çekim alanına giren her şeyi kendine çekip yok eden ve herhangi bir biçimi olmayan varsayımsal gökcismi olan “karadelik”lerdeki bilgilerin yüzey alanıyla ilişkisini evrene uyarlarsak, uzaysal üç boyutu ve bir de zaman boyutu olmak üzere  dört boyutlu olarak algıladığımız evrenin belki de üç boyutlu bir küre üzerine yazılmış ve dalga sınırının yeniden yapılanması olan bir hologram olabileceğini düşünebiliriz.

Ayrıca, atom ve atomaltı ölçeklerde meydana gelen olayları açıklama yolunda oluşturulmuş kapsamlı bir bilimsel bilgi birikimi olan kuantum kuramı, evren biçimselliği özellikle felsefesel ve dinsel içerikli tartışmalara çokça söz konusu olan bir kuramdır. Bunun böyle olmasındaki en önemli neden kuşkusuz “kuantum” sözcüğünde yatıyor ve bu sözcük konunun bazen yanlış yorumlanmasına neden olabiliyor.

Buradan zamana gelirsek, acaba zaman bizlerin düşündüğü gibi bir şey olup olmadığı konusunu düşündüğümüzde zaman, insanın algılama kapasitesinden kaynaklanan bir kabul olduğu anlamak doğru bir yaklaşımdır. Zaman, insanın tıpkı evreni algıladığı gibi beş duyusunun ürünü olan bir biçimde zihinlerimizde şekillenen sanal bir olgu ya da bir yanılsamadır denebilir.

Gerçekte ise zaman olgusu, sınırı ve sonu olmayan “evrensel tek bir an”dır ve bu zamanın bölünemeyecek en kısa ve küçük parçası olan “tek an”, değerlendiricinin algılama kapasitesinden doğan bir biçimde yalnızca “zaman” diye algılanır.

Kuantum tekniğinin algılanabilmesi için, “evrensel boyut” adıyla tanımlamaya çalıştığımız sınırsız ve sonsuz yapının, yani “Tümel Yapıya” ait tüm bilginin, kuantsal bir biçimde bilinen en küçük atomaltı parçacıkta bile var olduğunu anlamamızı kolaylaştırmıştır. Buna göre, evrenin kuantsal yapısında, bizim gözlemlediğimiz evrenimizde, “olmuş” veya “olacak” diye bildiğimiz her olay ve oluşum, aslında bilgi olarak yüklüdür. Yine, evren içerisinde olan herbir varlık ya da birimsellik, bu “kuantsal olarak düzenlenmiş bilgiyi” kendi algılama yeteneği ve kapasitesi ölçüsünde değerlendirir.

Çünkü “evrensel tümel bilginin” bir sınırı ve dolayısıyla bir merkeze oturtulamaması dolayısıyla, algılamanın oluştuğu veya ortaya çıktığı her bir noktada, algılayıcıya “tümele ait tüm bilgi” açıktır. Ancak, algılayıcı, kendi algılama kapasitesince bu bilgiyi değerlendirebilir. Yani algılanan bilgi, tümüyle algılayıcının algılama kapasitesinin bir ürünüdür. Aslında, algılayıcının kendisi de orada varolan bilginin özden açığa çıkışından başka bir şey değildir.

Evrensel zaman boyutunda, “tek an” dediğimiz evrensel tüm oluşumların bilgi olarak var olmasından dolayı, o boyutta her şey “olmuş ve bitmiş” hükmündedir. Yani, evrenimizde ortaya çıkacak her şey, “evrensel tek an’ın” kapsamında olup o “an” yaşanmış, olmuş ve bitmiştir. Ancak, sınırlı algılama kapasitesine sahip birimler, “tüme ait bu tümel bilgileri” ancak kendi kapasiteleri elverdiği ölçüsünde değerlendirebilirler. Bu durumda bizler, kuantsal düzenlenmiş evrenin yalnızca içinde bulunduğumuz boyutuna ait bir bilgiyi algılamaktayız ki, bu da yaşam sürdüğümüz bizim “evrensel boyutumuz”dur.

Algılamakta olduğumuz tüm bu bilgi, “sınırsız ve sonsuz bir yapıdan alınan boyutsal veriler”dir, yani içinde bulunduğumuz “bizim evrenimiz”, kendi kapasitemizden doğan bir biçimde duyularımız önüne konulmaktadır. Böylece, kuantsal evreni kapsayan “tek evrensel an’ı” kendi kapasitemizden doğan bir biçimde, yıllarla, aylarla, günlerle ve benzeri tanımlamalarla biçimlendirme yapmaktayız.

Eğer kuantum evreni başka bir boyutundan algılıyor olsaydık, yani farklı bir kapasiteyle, “şu anda içinde bulunduğumuz zaman boyutu” o boyuta göre belki birkaç saniyelik bir değer taşıyacaktır. Çünkü, “bizim zaman boyutumuz”, kuantum evrenin yalnızca belirli bir kesitidir ki, bu kesit belki de “evrensel tek an’a” kıyasla okyanusta bir damla bile değildir.

Öyleyse, “evrensel tek an’ı” nasıl biçimlendiriyor isek, o boyuta ve algılama kapasitesine göre bir “zaman değerlendirilişi” içinde oluruz. Başka bir boyutsallıkta “zaman” algılayışımız, şimdikiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacaktır.

Gerçekten, içinde bulunduğumuz boyutsal yaşamımız olan “bizim evrenimizin başlangıcı” diye kabul edilen ve bilimsel bulgu olan “bigbang” denilen büyük patlama anından şimdiye kadar geçen zamanı kapsayan “evrensel yıla” kıyasla bir insan ömrü on saliselik bir anlamı göstermektedir.

Eğer bilinç boyutunda, bizde bir üst boyuta sıçrama gerçekleşirse, yani kendi varlığımız, o boyutun bilgileriyle ilişiklenirse ya da başka bir anlatımla, o boyutun bilgileri bizde açığa çıkarsa, içinde bulunduğumuz “kendi evrensel boyutumuz”, sanki rüya boyutundaymış gibi bir değere sahip olacaktır. Acı ve tatlı günlerle, yıllarla geçen bir ömrün tamamı, sanki uykuda yaşanmış bir düş gibi anımsanacaktır.

Bu durumda, bizlerin şimdiye kadar gözlemlediği her şey, sınırsız ve sonsuz evrenselliğin kuantsal yapısında var olan bilginin, gerçekte birer kesitsel örnekleridir. Böylece bizler, “tümel bilginin” bizde açığa çıkan boyutunu “yaşadığımız zaman” olarak varsayarsak, buna göre aslında geriye kalanını değerlendiriyoruz.

Evrensel tek an’a” göre ise her şey, gerçekten kendisinde kuantsal düzenlenmiş bilgiden oluşur, ya da aslında tüm zamanlar yaşanmıştır. Çünkü her şey, Allah’ın bilgi boyutunda vardır ve yaratılmış bizler ise, Allah’ın bilgi boyutunda varoluşumuzdan meydana gelmiş, aslında o bilgide yer alan birimsel belirmelerden başka bir şey değiliz. Ancak, aynı zamanda sahip olduğumuz bilinç yönüyle, “tümel bilgi” sınırsız bir biçimde bize açıktır. Bilinç boyutunda bizde oluşacak derinsel bir sıçramayla, öz varlığımız, “evrensel öz”de varolan tümel bilgiye sahip olabilir. Yani, “tümel öz varlık” kendi bilgisini bizde seyretmekte olur ki, bu, şu anda da böyledir ve gerçek ile gerçeklik aynısıyla budur. Çünkü, Allah’a özgü boyutsallıkta “tek bir an” ve “tek gerçek ve tek öz varlık” söz konusudur. Kuantsal evren ise, tüm bunları kendi bilincinde oluşturan teklik boyutundaki “bilgi sahibi”nin, diğer bir yönüyle “sınırsız an”ın sahip olduğu ve kendinde ortaya çıkan anlam ve özelliklerinin görünür olmasından başka bir şey değildir.

Hemen burada şu sorunun aklımıza düşmesi kaçınılmazdır. Acaba, Tasavvufçu bilge kişilerin “Tüm boyutların aslı hayaldir, çünkü her şey Allah’ın bilgisinde olmuş bitmiştir” şeklindeki anlatımlarıyla kastettikleri bilginin çağımız bilim adamlarınca bulunmuş olan “kuantsal olarak düzenlenmiş evrenleri”, diğer bir deyişle “varlığın gerçeği ve özü”müdür diye sorulduğunda, yanıtımız acaba, dinsel öğretilerde ”tayyi mekân” yani “mekansızlık” diye anlatılan ile, “tayyi zaman” yani “zamansızlık” diye anlatılan bu olguları, bu “kuantsal bilginin” değişik boyutlarına, bilinç sıçramalarıyla gerçekleştirilen mekan ve zaman yolculuklarının olası olduğu konusu aklımızın bir köşesinde bulunsun mu?

Öyleyse, içinde yaşam sürdüğümüz evrensel boyutta, akleden ve düşünen herkese, kendi özvarlığında meydana gelecek bilinçsel sıçramayla birlikte,  mekansızlık ve zamansızlık boyutunda iyi yolculuklar...

Yorumlar (0)