banner4
17.04.2021, 18:05 140

“İSTENMEYEN BEBEK TERK KUTULARI”

Bugünkü makalemi, maalesef içimizi acıtacak, vicdanlarımızı sızlatacak bir konuda yazmaya karar verdim.

Uzun zamandır aklımda idi, yazıp yazmamakta tereddüt ettim, elim varmıyordu ama neticede yazmaya karar verdim: Avrupa’da bazı ülkelerde yıllardan beri uygulana gelen ve adına Almancada “bebek kanadı” anlamına gelen “Babyklappe” denilen “İstenmeyen Bebek Terk Kutuları”.

Bizde kimi zaman Yeşilçam filmlerine konu olan, hatta çok nadiren de olsa halen daha karşılaşılabilecek “cami avlusuna çocuk bırakmak” hadisesinin bir bakıma bir benzeri olan, ancak bizde çok çok nadir vuku bulan bu hadise, maalesef Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunda (Almanya, Avusturya, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, İtalya, Letonya, Litvanya, Slovakya, Polonya, Portekiz, Fransa, Hollanda, Danimarka) ve Çin, Rusya, Malezya, Kanada gibi ülkelerde yaygınlaşmış olduğu ifade edilen bir uygulamadır bu “yeni doğan ve istenmeyen bebek terk kutuları”.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi (UNCRC)’nin yaptığı araştırmalara göre, evlilik dışı ilişki, reşit olmayanların ilişkisi,  çeşitli korkular, yoksulluk, rahatından feragat etmek istememek, çocuğun beklenen cinsiyette olmaması gibi bir çok nedenle yapılan terklerin “Çocuk Hakları Bildirgesi”ne uygun olmaması nedeniyle, Bildirgenin 8. Maddesinin 1. Fıkrasına göre devletlere uyarıda bulunmuştur. Buna rağmen Avrupa’da “İstenmeyen Yenidoğan Bebek Terk Kutuları” sayısının 2013 itibariyle 400 civarında olduğu açıklanmıştır. Bugünlerde ise bu sayının 1200-1500 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Nottingham Üniversitesi Adli ve Ailevi Psikoloji Merkezinde görev yapan Kevin Browne’nın 2 yıl süren ve 2012’de kamuoyuna açıklanan araştırmasının sonuçlarına göre, AB ülkelerinden 11’inde bu uygulamanın bulunduğu, bu uygulamanın en çok kullanıldığı ülkelerin Çek Cumhuriyeti ve Litvanya olduğu, bu ülkeleri Polonya, Macaristan ve Slovakya’nın takip ettiği görülmektedir.

Aralık 2013 tarihli Hürriyet Gazetesinde yayınlanan  habere göre ise, uygulamanın en yoğun olduğu ülkenin 99 kutuyla Almanya ve 45 kutuyla Polonya olduğu; bebek terk kutuları uygulamasının sadece Avrupa ülkelerinde değil, Japonya, Çin, Rusya, Kanada ve Malezya’da da bulunduğu açıklanmıştır.

Bu konularda, ülkelerinde “İstenmeyen Yenidoğan Çocuk Terk Kutuları” uygulaması bulunan Avrupa Ülkelerinden Macaristan, İsveç, İngiltere gibi ülkelerde siyaset veya hukuk adamlarından yapılan açıklamalarda, genelde uygulamanın zorunlu olduğu, alternatif bir çözüm geliştirilemediği sürece uygulamaya devam edilmesi gerektiği şeklinde görüşlerin yer alması ayrıca üzücü ve düşündürücüdür. 

Çünkü çözümün aile kurumunun teşvik edilmesi ve güçlendirilmesi, ahlâki değerlere sahip çıkılması, hiçbir günahı bulunmayan bu yeni doğan çocukların ileride karşı karşıya kalacakları sair travmaların kendilerinde ve ülkelerinde oluşturacağı sair zararlar vb dikkate alınması gerekirken, uzun vadeli vizyonist ve insani bir çözüm aranmak yerine, sığ düşüncelerle günü kurtarmanın son derece yanlış olduğu ortadadır.

Bu hususta, yani bu uygulamanın hangi ülkede ne kadar ve nasıl olduğu vb hususlarında Google, Yandex gibi arama motorlarından ve YouTube’da daha detaylı bilgiler öğrenilebilir; ancak benim dikkat çekmeye çalıştığım hususlar işin esasına ilişkindir.

Ahlaki değerlerin olmadığı, aile kurumunun ortadan yavaş yavaş kalktığı, nedeni her ne olursa olsun, bir şekilde dünyaya getirilmiş çocuğun da bir insan ve üstelik günahsız/masum bir insan olduğunu dikkate aldığımızda, dünyanın nereye doğru sürüklendiğini düşünmek gerekmezmi?

Bu şekilde terk edilmiş bir çocuğun ileride sorabileceği hesabın muhatabı kim yada kimler olacaktır? Terk eden anne-baba mı ve/veya bu ortamı sağlayan erk sahipleri mi ve/veya tüm toplum mu? Ahlaki kuralları oluşturamayan tüm insanlık mı?

Diğer taraftan, bu şekilde terk edilerek travmalarla büyümüş bir çocuğun, ileride büyüyüp bir yerlere geldiğinde, ülkesine, dünyaya ve insanlığa ne kadar faydası ya da ne kadar zararı olacağını şimdiden hesap etmek gerekmezmi? 

Buradan dini anlayış ve emirlere falan hiç girmiyorum ama, dini inancı ne olursa olsun diyerek en azından insanlığın kendi ahlaki değerlerini sorgulaması ve eksikliklerini gidermesi için, mesela BM çatısı altında tüm ulusları bağlayıcı nitelikte uluslararası bir sözleşme imzalamaları gerekmez mi? Çok mu zor?

Kişi başına düşen milli gelirin yani refah seviyesinin ve teknolojinin yüksek olduğu bu ülkelerde, yaşamın kalitesi artarken ve refah seviyesi daha da yükselirken, istenmeyen bebeklerin terk edildiği “yeni doğan ve istenmeyen bebek terk kutuları” sayısının artmasını, geleceğe yönelik nasıl okumak lâzım?

Doğadaki herhangi bir hayvan bile kendi çocuğuna canı pahasına sahip çıkmaya, onu korumaya büyütmeye çalışırken, insanoğlunun nedeni ne olursa olsun kendi nesline sahip çıkmak bir tarafa, onu, doğar doğmaz gözden çıkararak terk etmesi nasıl izah edilebilir?

Sahi, dünya nereye gidiyor farkındamıyız?

Yorumlar (2)
Yaşar Çiftçi/Kimya Yüksek Mühendisi 3 hafta önce
Kaleminize sağlık Saygıde&er Müsteşarım, maalesef, dünya hem çevre hem toplum değerleri olarak pekte iyi bir yere gitmiyor insan maalesef özellikle üretimden lüks tüketim toplumuna doğru gidiyor, her şeyin para her şeyin çıkar her şeyin maddiyat olduğu maneviyatın tamamen ortadan kalktığı bir dünyaya evşiriliyoruz maalesef, çevre bilinci zaten tamamen ortadan kalktı, ben 1978 de Hacettepede master yaparken atık suların arıtılması dersi vardı ta o zaman tüm denizlerin kirleneceği tatlı şu kaynaklarınıın kirleneceği ve azalacağı derste işlenirdi, o gün derste işlenen konuları bu gün aynen yaşıyoruz, evlatlarımızın torunlarımızın geleceği için çalışırken onların yaşayacağı atmosferi yaşam şartlarını ortadan kaldırıyoruz, kapalı bir devre olan dm bumudur Allah inancı bumudur Allah sevgisi, ben insanoğlunun Allah'ı sevdi&inede inanmıyorum, hiç Allah'ı seven yaptığı hatalardan ortaya çıkan durumu kadere yani Allaha yıkarmı, Allah sevgisi ayrı bir şey, her lokmada şükretmek, her nefeste şükretmek ve yarattığı katirilyonlarda yıldız ve milyonlarca gök adayı yaratmış ve yaşanacak bir dünyayıda bize yaratmış ve bize bilinci vermiş onun yarattığı bu muhteşem sonsuz gücü görelim diye, Kuran'da kâinatı yoktan yarattım diyor, evet 13.6 milyar sene önce hiç bir şey yok, boş bir karanlık ve sadece kuarklar var, saniyenin 300.000 de biri sürede bu guarklar yoğun bir şekilde sıkışıyor ve büyük patlama o anda merkezde sıcaklık 3 trilyon derece, o anda daha kimya yok milyon seneler sonra atomlar oluşuyor milyarlarca sene sonra ise bitoloji yani biyolojik varlıklar oluşuyor bu ne güç bu ne sabır güne bilgi onun için onun gücü sonsuz
Turgay Ata 3 hafta önce
İnsanın irkilmemesi mümkün değil. İnsanI insan yapan tüm değerler bir bir yok oluyor insan sonunu hazırlıyor galiba. Güzel bir yazı daha okudum duyarlı kalemden. Kutluyor saygilar sunuyorum.
açık