banner4
15.06.2021, 17:28 141

ATATÜRK VE EİNSTEİN

Almanya’da 1932 yılında yapılan genel seçimleri, Adolf Hitler’in Nasyonal Sosyalist Partisi kazanmış ve 30 Ocak 1933’te Hitler Başbakan olmuştu.

Nasyonal Sosyalistlere Naziler de deniliyordu. Nazilerin iktidara gelişi tarihi olan 1933 yılı Ocak ayından birkaç yıl önce Almanya’da yahudi düşmanlığı çoktan başlamıştı zaten, ancak Nazilerin iktidara gelmesiyle yahudi karşıtlığı hız kazandı.

Yahudiler arasında önde gelen birçok Alman bilim adamından birisi de Albert Einstein idi.

Berlin Üniversitesinde hocalık yapan, ancak Almanya’da sürekli yükselen yahudi karşıtlığını iyi okuyan Einstein, 1933 ilkbaharında Fransa’ya geçerek College de France’de ders vermeye başladı.

Bu sırada, merkezi Paris’te bulunan ve amacı nazi tehdidi altındaki yahudileri kurtarmak olan “Yahudi Nüfusu Koruma Grupları Birliği (OSE)” isminde bir STK kuruldu ve şeref başkanlığına Einstein getirildi.

Albert Einstein OSE şeref başkanı sıfatıyla 17 Eylül 1933’te Ankara’ya bir mektup yazdı.

Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanlığı’na yani Başbakanlığa hitaben çok kibar ve saygılı bir dille yazılan mektupta Einstein, Almanya’da yaşayan ve yürürlükte olan yasalara göre (yani yahudilere uygulanan yasaklar, kısıtlamalar vesair engellemeler nedeniyle) çalışmalarına izin verilmeyen ve seçkin Profesörlerden oluşan 40 yahudi akademisyenin Türkiye’ye kabulünü talep ederek, kendilerince çok sayıda başvurular arasından hassasiyetle seçilen bu bilim adamlarının Türk Hükümetinin uygun göreceği yerlerde/kurumlarda hiçbir karşılık beklemeden çalışmaya hazır olduklarını, eğer Türk Hükümeti evet derse hem insani bir hizmet yapmış olacağını, hem de Türkiye’nin bu profesörlerin çalışmalarından çok faydalanacağını vurgulamıştı.

Mektup Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığına ulaştığında, Başbakan İsmet İnönü mektubu Milli Eğitim Bakanlığına (Maarif Vekaletine) havale eder.

Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey, bahse konu teklifin mevcut mevzuata ve içinde bulunulan şartlara uygun olmadığı gerekçesiyle geri çevirir. Ve Einstein’a kibar bir dille olumsuz cevap verilir.

Olumsuz cevap verilmesinin en büyük gerekçesi, Almanya’nın hızla silahlanması ve yükselen yeni bir dünya savaşı ihtimali nedeniyle, Almanya’nın daha doğrusu hitlerin düşmanlığını çekmemektir.

Ancak Atatürk’ün devreye girmesiyle Einstein’ın talebi kabul edilerek, yeni bir cevabi mektupla hocaların gelebileceği  bildirilir ve 40 değil, 190 yahudi bilim adamı Türkiye’ye gelir.

Atatürk, gelen bu yahudi bilim adamlarını, o sırada Dolmabahçe Sarayında İran Şahı şerefine verilen yemeğe davet ederek, hepsine hoşgeldiniz diyerek tek tek ilgilenir. Hatta bu davette, gelen bilim adamlarından Alfred Kantorowicz İran şahının dişlerini muayene eder; Joseph Igersheimer da göz muayenesi yaparak yeni bir gözlük reçetesi yazar.

Atatürk 1933’te Albert Einstein’a da Türkiye’ye gelmesi için davet mektubu göndertmiş, ancak Einstein ABD’ye yaptığı iltica başvurusunun kabul edilmiş olması ve yolculuk planlarını da çoktan bitirmesini gerekçe göstererek bu teklifi kibar bir dille geri çevirmiştir.

İTÜ’den emekli olduktan sonra, gerekli kabul süzgecinden geçerek ABD Philadelpia’da Princeton Üniversitesi’nde çalışmaya başlayan Prof. Dr. Münir Ülgür, aynı üniversitede çalışan Einstein’la 1949 yılında yüzyüze yaptığı görüşmede, Einstein’ın kendisine, “Siz dünyanın en büyük liderine sahipsiniz dediğini; Atatürk’ün 1933’te kendisine mektup yazarak Türkiye’ye davet ettiğini, arkadaşlarının hepsinin Türkiye’de olmasına rağmen, imkanları daha fazla olan ABD’yi tercih ettiğini söylediğini” ifade etmiştir.

Daha sonraki yıllarda Hitler Türkiye’ye bir mektup yazarak, Türkiye’de bulunan yahudi bilim adamlarını geri istemiş, hatta yerlerine daha iyilerinin gönderileceğini belirtmiş, ancak Başbakan İsmet İnönü imzasıyla gönderilen cevabi mektupta, “biz, bizdeki iyilerle yetineceğiz” denilerek hitlerin talebi reddedilmiştir.

Albert Einstein, bilinenin aksine, atom bombasının doğrudan mucidi değildir. Bombaların doğrudan mucidi, yahudi kökenli ABD’li Robert Oppenheimer’dir ve bu bilim adamı nükleer bomba çalışmalarına 1911’de başlamış ve sonradan bu tür projelerin başkanlığına da getirilmiştir.

Albert Einstein ise, bu projelerde, başta Oppenheimer olmak üzere bir çok bilim adamıyla birlikte çalışmıştır. Ancak atom bombası yapımında da, Manhattan projesinde de doğrudan bulunmamıştır. 

(Manhattan Projesi: 2. Dünya Savaşı sırasında ABD, İngiltere ve Kanada işbirliğiyle başlatılan ve başarıyla sonuçlanan İlk nükleer bomba olan atom bombasının da üretildiği nükleer çalışmaların vb yapıldığı projenin genel adıdır). 

Ancak, Einstein, ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt’e gönderdiği, uranyum fisyon bombası teorisini ve enerji-kütle ilişkisini açıklayan ünlü e= mc2 formülünü anlattığı 2 ayrı mektubuyla, nükleer silahların gelişmesine çok ciddi somut katkılar sağlamıştır. 

Einstein’ın nükleer bomba çalışmalarında doğrudan (fiilen) yer almasa da, üzerindeki baskılara ve ısrarlara dayanamayarak ABD Başkanı Roosevelt’e iletilmek üzere farklı zamanlarda yazdığı 2 ayrı mektup, mektuptan ziyade yol gösterici nitelikte bilimsel bir katkı olmuştur. 

Einstein daha sonra, yaşadığı pişmanlığını dile getirdiği Newsweek’e verdiği röportajda “eğer Almanların bir atom bombası geliştirmek konusunda başarısız olacaklarını bilseydim hiçbirşey yapmazdım” demiştir. 

Einstein’ın bu beyanından anlaşıldığı kadarıyla, Einstein, Almanların daha doğrusu Hitler’in bu yönde bir çalışması olduğunu öğrendiği, başaracaklarını ve dünyayı kana bulayacaklarını düşündüğünden, ABD’de bu yöndeki çalışmalara teorik bilimsel destek verdiği anlaşılmaktadır. Ancak, Einstein’ın bu korkusunu Almanlar değil ABD gerçekleştirmiş ve Japonya’ya atılan 2 atom bombasıyla binlerce masum ve sivil insan vahşice hayatını kaybetmiş, yüzbinlerce insan da sakat kalmıştır.

Şimdi geriye dönüp bakınca, bilgisiz ve şüpheci olarak da olsa aklıma birçok soru geliyor. Mesela:

-ABD’nin 2. Dünya savaşında teslim olmamakta direnen Japonya’ya attığı 2 atom bombası sonrasında dünyaya süper güçlüğünü kabul ve tescil ettirdiğini dikkate alarak, (atom bombası atılmasını asla tasvip etmemekle birlikte), fizik ve matematik profesörü Albert Einstein Türkiye’ye gelmeyi kabul etseydi acaba dünyada bir kısım dengeler, lehimize farklı olarak gelişirmiydi?

-Ya da ülkemize kabul edilen 140 bilim adamı arasında bu kapasitede kimse yokmuydu? 

-Yoksa gerçekten kendilerine yeterli çalışma ortamı hazırlanamadı mı?

-Ya da, ülkemize gelenler, gerçekten canla başla çalışamadılar mı/çalıştırılmadılar mı veya çalışmak istemediler mi?

-Rahmetli Atatürk sağ olsaydı, Kendisinin büyük devlet adamlığı, muhteşem zekası ve kuvvetli öngörüsü sayesinde, 2. Dünya Savaşının olduğu 1939-1945 yıllarında ve hemen sonrasında, hatta şimdilerde Türkiye, dünyada nerelerde olurdu?

Geçmişten ve yaşananlardan ders çıkarmak ve geleceği planlarken bu tecrübelerden yararlanabilmek için, bunların herbirinin üzerinde ayrı ayrı düşünülmesi, değerlendirilmesi gereken konular ve sorular değilmi sizce de?

Yorumlar (1)
Yaşar Çiftçi/Kimya Yüksek Mühendisi 1 ay önce
Kaleminize sağlık Saygıdeğer Müsteşarım 'ok önemli bir konuyu mükemnel anlatımınızla sevle okunan bir yazı olmuş, ABD atom bombasını teslim olmayı kabul eden japonyaya bilerek atmıştır ve o ölen tüm insanları katletmiştir, inşaaAllah ileride japonyaya atom bombasını biz T
19°
açık