banner4
20.06.2021, 21:45 179

EMRULLAH ALİ YILDIZ

Ülkemizde havacılık alanında, geçmiş yıllarda bilinen ve öne çıkan isimler genellikle Vecihi Hürkuş, Nuri Demirağ’dır. Ve elbetteki bu rahmetli insanlarımız da bu alanda, bilinmeyi ve hatırlanmayı hak edecek çok önemli ve kıymetleri bilinememiş değerlerimizdir. Ki, bana göre, bırakınız kendilerine destek olunmayı, köstek olunmuş ve mağdur edilmiş değerlerimizdir bu insanlar. Bu nedenle, bu insanlarımıza sahip çıkamadığımız için, sadece kendileri değil, ülkemiz de çok şey kaybetmiştir.

Bizim bugünkü makalemizin konusu ise, isimleri nispeten daha fazla bilinen bu değerlerimiz gibi değerli olan, ancak ismi hiç bilinmeyen ve adeta unutulup gitmiş bir başka değerimiz olan rahmetli Emrullah Ali Yıldız’dır.

Peki kimdir Emrullah Ali Yıldız?

1909’da Bursa’da dünyaya gelmiş, 17 yaşındayken Türk Tayyare Cemiyeti tarafından İstanbul Yeşilköy’de açılan Tayyare Makinisti Mektebine kaydolmuş ve 1 yıl sonra 1927’de birincilikle mezun olmuştur.

Mecburi hizmet yükümlülüğü gereği, 1931 yılına kadar Eskişehir Askeri Hava Okulu Hazırlama Bölüğünde Tayyare Makinisti olarak görev yapan Emrullah Ali Yıldız, Mecburi hizmeti bitince istifa edip Bursa’ya dönen Emrullah Ali Yıldız, kardeşiyle birlikte bir fotoğraf stüdyosu açar. Ancak aklı tayyarelerde ve gökyüzündedir.

1935’te yerden kendi kuvvetiyle havalanabilen bir planör yapmıştır. 1936’da tek kişilik planörle tam olarak havada 18 saat 35 havada kalarak ilk rekorunu kırdı. 

O tarihe kadar dünya rekoru, Newyork’ta yaşayan Alman asıllı ABD’li Ernest Jochman, Arkadaşı Flessdorf’la birlikte 2 kişilik bir planörde havada 13 saat 59 dakika kalabilmek iken, Emrullah Ali Yıldız 1938’de öğrencisi Sezai Göksu’yla birlikte havada 14 saat 20 dakika kalarak dünya rekoru kırınca tüm dünyanın dikkatini çekti.

“Bursa Yelken Kanadı” adı verilen ve kanat açıklığı 12 metre, gövde uzunluğu 6 metre olan bir uçak üretir. Bunu duyan ve kurulalı henüz 19 gün olan Türk Kuşu’nun başkanı Fuat Bulca, kendisini 22 Mayıs 1935’te Türk Kuşu’na davet eder. 

Atatürk tarafından 10 Temmuz 1935’te aralarında Sabiha Gökçen’in de bulunduğu 7 kişiyle birlikte Sovyetler Birliğine eğitim için gönderilir. Dönüşünde Türk Kuşu’nda planörlük, paraşütçülük ve model uçak gibi konularda öğretmenliğe başlar.

1935’te 26 yaşındayken Bursa Ziraat Mektebi yakınlarında uçuş denemeleri yapıyordu. 4 yıl geceli gündüzlü bir çalışmayla ve tamamen kendi el emeğiyle ürettiği planörle bir kaç kez kaza yapmasına rağmen pes etmiyor ve inatla çalışıyordu.

Hava mucidlerimizden birisi olan ve diğer birçokları gibi kendisinin değeri bilinemeyen, sahip çıkılamayan Vecihi Hürkuş, 13 Mart 1937 tarihinde Sultan Ahmet Camiisi ile Ayasofya üzerinde alçaktan uçuş yapmakta iken uçağının arkasında bir planör bağlıdır ve onu da çekmekteyken birden çeki teli kopar ve izleyen İstanbulluların korku dolu bakışları ve feryatları arasında planör sakin bir şekilde ağaçlardan birinin üzerine konar. Bir kuşun yuvasından düşüp kurtulması gibi gerçekleşen bu olayda, planörün pilotu gayet sakin bir şekilde izleyenlerin alkışları arasında ağaçtan iner. İşte bu planörün pilotu Emrullah Ali Yıldız, planörü çeken uçağın pilotu Vecihi Hürkuştur ve birlikte yeni bir icad üzerinde çalışmakta ve deney/tecrübe uçuşu yapmaktadırlar.

Emrullah Ali Yıldız, 1941-1949 yılları arasında Etimesgut Tayyare fabrikasında çalışır. Bu dönemde, (1943 yılında), dünyada bilinen ilk ve o dönemin en gelişmiş “otomatik paraşüt açma sistemi”ni buldu. Bu icadıyla ilgili olarak, Havacılık ve Spor Dergisinin Haziran 1943 tarihli sayısında yayınlanan röportajında, “Bugünün tayyarelerinin sürati, paraşüt gaye süratinden çok fazla olduğundan, motoru duran, kanadı kopan veya yanan bir tayyarenin pilotu, tayyaresini terk ettikten sonra paraşütünü açmayı geciktirmek mecburiyetindedir. Bu mecburi terklerde, Pilotun sağlığı için, çok tecrübeli olması ve zamanı saniyelerle iyi hesaplaması gerekmektedir. Oysa tüm bunların dışında, pilot yaralanmış veya bilinç kaybına uğramış yada paniklemiş de olabilir. Vaki olabilecek bu durumlar, pilotun hayatını tehlikeye atacaktır. İşte bu icad ettiğimiz cihaz, her pilotun paraşütüne takılabilecek ve pilotun hayatını riske etmesini ortadan kaldıracaktır. Ayrıca pilot isterse bu cihazı devreye almadan da paraşütü manuel kullanabilir.” demiştir.

Emrullah Ali Yıldız’ın bu buluşu maalesef Türkiye’de yeterli ilgi ve alakayı görmemiştir. Emrullah Ali Yıldız’ın bu buluşu dahil, diğer çalışmaları ile ilgili 1954’te Bahattin Adıgüzel tarafından yazılan ve Türk Hava Kurumu tarafından basılan “Gökteki Venüs” isimli kitapta Bahattin Adıgüzel, Emrullah Ali Yıldız’ın ağzından şu ifadelere yer verir: “Tam bu sıralarda karşıma ABD’den gelen 2 yabancı mühendis çıktı. İcadımı duymuşlar, beni bulmuşlar. Çok yakından ilgilendiler. Tetkik etmek üzere benden projelerimi ve proje hesaplamalarımı istediler. Hepsini verdim, gittiler. 1 sene sonra bir cevap geldi. Geldi ama bizim proje ve hesaplamalar üzerinden giderek benzer bir alet geliştirmişler. Yani çalıp değiştirip üretmişler ve şimdi Amerika tayyarelerinde başarıyla kullanılıyormuş.”

Uçakların pervane yapımıyla ilgili icadın sahibi de Emrullah Ali Yıldız. 1952 yılında, bu kez akıllı davranıp patentini alıyor. Ancak Türkiye’de yine ilgi duyulmuyor. Bu icadını ülkesi için geliştirip kullanmak istese de, ne yazıkki çabaları, gayretleri sonuç vermiyor. 

Aynı yıl, yani 1952’de ABD’li mühendisler yine geliyor. Bu kez sadece 1000 (bin) dolar para karşılığı icadını satıyor ve ABD’lilere bir belge imzalıyor, belgede şunlar yazıyor: “Ben Emrullah Ali Yıldız, İstanbulda yaşayan bir Türk vatandaşı olarak Variable Propeller Mechanism For Winged Aircraft için bir icad yaptım ve 1 Ağustos 1952’de Birleşik Devletler Patent Ofisinde 302.046 numaralı başvuru formunu doldurdum”.

Tüm bu yaşadıkları kendisini havacılıktan bezdirir. Çalışmayı, çabalamayı, icatlar yapmayı bırakır.  Çaresizliğin yanında sitem, kırgınlık doludur.

Kardeşiyle Galatasaray’da bir fotoğraf stüdyosu açar.

Orada da boş durmaz. Henüz selfie bir yana polaroid makinelerin bile esamesi ortada yokken, Fikret Kaplanoğlu’ndan alıp geliştirdiği bir sistemle, fotoğraf çektirmek isteyen müşterilerin kabine girip karşısındaki aynaya bakarak istediği pozu oluşturduğunda kordonun ucundaki düğmeye basarak kendi fotoğrafını istediği pozda çekmesini sağlayan buluş yapmıştır. O zaman bu buluşuna “Gör-Çek” adını verir. 1953-54’lerde “Gör-Çek” ismini verdiği buluşunun adı bugünkü “Selfie”dir.

Emrullah Ali Yıldız’la ilgili kitap yazan bir başka yazar da, Sunay Akın’dır. Akın, “Hayal Kahramanları” isimli kitabında, Özçekim olarak Türkçeleştirilen Selfie kavramının, Gör-Çek olarak yeniden adlandırılmasını önermiştir.

Emrullah Ali Yıldız, vefatından önce, 1993 yılında, kendisiyle söyleşi yapan Hasan Erkan Karaca’ya kırgınlıklarını, sahipsizliğini şöyle ifade eder: “Biz üretilen bir tayyareyi test etmek için tecrübe uçuşunu canımız pahasına yapardık da, yetkililer yine de üretim kararını alamazdı.” “Birçok icad yaptım. Mesela model uçak motoru imalatım da vardı. Ancak tüm gayretlerime rağmen ilgilenen olmadı. 1956’da helikopter patentini aldım. Ancak ona da ilgi duyan olmadı. Dikey kalkış yapan Harrier’e benzer bir patent çalışmam daha oldu. İlgisizlik nedeniyle bunu da değerlendiremedim. Yıllar sonra Harrier Uçağını görünce içim sızladı.”

Neticede, büyük bir mucid ve pilot olan Emrullah Ali Yıldız, aynen Vecihi Hürkuş gibi, Nuri Demirağ gibi kıymeti bilinmeyen, sahip çıkılmayan kahramanlarımızdandır.

Bizim sahip çıkamadığımız kahramanımız için o yıllarda taa ABD’den mühendisler gelmiş, gelen bu yabancı mühendislerin kimisi projesini çalıp gitmiş, kimisi de sadece 1.000 dolar verip patenti alıp gitmiştir. Ne kadar acı ve düşündürücü öyle değil mi?

Atatürk’ten sonraki dönemlerde başlayan ve yakın tarihlere kadar devam ve ABD’nin “siz uğraşmayın, üretmeyin biz size bedavaya veririz (veya çok ucuza veririz)” kandırmacasıyla kendisine bağımlı ve mecbur bıraktığı ABD uşaklığının bize verdiği zararları şimdilerde daha iyi anlıyoruz. 

Biz o dönemlerden yakın tarihlere kadar, içimizdeki dehalara sahip çıkamadığımız gibi, bir de üstüne üstlük beynimize yetleştirilen “yabancı hayranlığı”, “bizden adam olmaz anlayışı”, “Amerikalılar yapmış arkadaş, Japon’lar üretmiş arkadaş kompleksi”nin suçluları kimler? 

Peki yakın tarihlerde gündemimizde olan, “ASELSAN’da intihar veya kaza süsü verilerek öldürülen mühendislerimizin katilleri kimler?

Son yıllarda özellikle savunma sanayii alanında gördük, anladık ve şahit olduk ki, dünyada en iyilerini bizler yapabilirmişiz. Ve bu üstünlük bize, Doğu Akdeniz’de, Suriye’de, Libya’da, Dağlık Karabağ’da ve terörle mücadelede neler kazandırdığını yaşadık gördük. Bu alanda milyon dolarlarla ifade edilen ve artarak devam eden ihracatlarımız da göğsümüzü kabartıyor. Yükselen ulusal ve uluslararası imajımızın ise, bedeli ölçülemez bile.

Ne diyelim; kaybettiğimiz 10’larca yıl geride kaldı. Umarım geçmişten iyi dersler almışızdır da, ülke menfaatlerimizi siyasetin ve siyasi düşüncelerin üzerinde görmeyi, anlamayı ve bundan sonraki yıllarda bu şekilde davranmayı ihmal etmeyiz..

Yorumlar (1)
ALİ YEKEN 1 ay önce
Mustafa Şahin kardeşim, bu değerli çalışmaları yapıp yakın tarihimize ışık tuttuğunuz için teşekkür ederim. Çok istifade ettim.
19°
açık