banner4
21.05.2022, 13:24

TELGRAF MEMURU AHMET HAMDİ BEY

TELGRAF MEMURU AHMET HAMDİ BEY

Milli Mücadele yıllarında çok önemli hizmetleri olan, ancak kamuoyunda yeterince tanınmayan vatan kahramanlarından birisidir Ahmet Hamdi Bey.

Ahmet Hamdi Martonaltı ya da Telgrafçı Manastırlı Hamdi Bey adlarıyla da bilinir.

İstanbul’un işgalinin öncesinde, ilk yıllarında ve sonrasında ölümü göze alarak Mustafa Kemal Paşa ile telgraf irtibatı kurarak İstanbul’da olanları Paşa’ya aktarmış, ondan gelen emirleri bizzat ilgililerine iletmiş, daha sonra durumu ortaya çıkıp da deşifre olunca risk alarak Ankara’ya gidebilmiş, bir süre Ankara’da Gazi Paşanın, daha sonra da Batı Cephesinde İsmet Paşanın telgrafçısı olarak birçok kritik görevlerde bulunmuş bir vatan evladıdır.

1891’de bugünkü Kuzey Makedonya’nın Manastır kentinde doğmuştur.

“Ağalar” lakaplı varlıklı bir ailenin mensubudur. Babası Ahmet Efendi, annesi Habibe (yada Hasibe) Hanımdır.

1911’de Manastır’ın Debre-i Bâla Kasabasında telgraf memurluğuna başlamış, 1912’de Manastır’ın Sırplar tarafından işgal edilmesi üzerine ailesiyle birlikte İstanbul’a göç ederek Üsküdar Tabaklar Mahallesine yerleşmişlerdir. 

Daha sonrasında, önce Kavadar, sonra Konya merkezi memurluğuna atansa da rahatsızlığı nedeniyle istifa ederek tedavi için İstanbul’a dönmüş, sağlığına kavuştuktan sonra 26 Haziran 1919’de İstanbul Sirkeci’de bulunan Büyük Postahanede tekrar telgraf memuru olarak çalışmaya başlamıştır.

O yıllar, Mondros mütarekesi nedeniyle ülkede işgallerin başladığı, ordunun terhis edildiği, telgrafhanelerinde de kontrol altına alındığı, bu şekilde Osmanlı Devletinin başkenti ve hilafetin de merkezi olan İstanbul’un tüm dünya ile irtibatının kesildiği ve ancak işgal kuvvetlerinin kontrol ve denetiminde haberleşmenin mümkün olabildiği, İstanbul Büyük Postanenin merkez olduğu ve buradaki telgrafhanede de sadece Leon adındaki Ermeni asıllı telgraf memurunun rahatça çalışıp işgal kuvvetleri lehine haberleşmeyi sağladığı ve istihbarat topladığı yıllardır.

Böyle bir ortamda, Ahmet Hamdi Bey’in nöbetçi olduğu bir gece telgraf makinesi çalışmaya başlar. Erzurum’dan İstanbul’un arandığını ve irtibat kurulmaya çalışıldığını fark eder. Cevap verir. Erzurum’dan İstanbul’la irtibat kurmaya çalışan Mustafa Kemal Paşa’dır. Ahmet Hamdi bu aramaya cevap verir. Mustafa Kemal Paşa Yıldız Telgrafhanesinin bağlanmasını istemiş, konu işgal kuvvetlerinin emirleri gereği müdüre iletilmiş, müdür ise Mustafa Kemal Paşanın bu talebini reddetmiştir.

Ahmet Hamdi Bey bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa’ya talebin kendisine yazdırılmasını ve memnuniyetle kendisinin emrettiği kişiye gidip telgrafı elden teslim edeceğini, kendisine her zaman bağlı olarak emrinde olacağını ifade etmiştir. Bunun üzerine Paşa kendisine notu yazdırmış ve Ahmet Hamdi Bey ertesi günü Mustafa Kemal Paşanın emri doğrultusunda telgrafı bizzat götürüp Fuat Paşa’ya elden teslim etmiştir.

Bu olaydan sonra, karşılıklı güven de sağlanınca, Ahmet Hamdi Bey İstanbul’da yaşanan tüm gelişmeleri, İstanbul gazetelerinde çıkan haberleri, Saltanattan veya İstanbul Meclisinden duyduğu sair haberleri, toplayabildiği başka her türlü önemli istihbarat bilgilerini Paşa’ya sürekli iletmiş, ondan gelen talimatları da büyük bir gizlilik içerisinde muhataplarına iletmeye devam etmiştir.

İstanbul ile başka herhangi bir iletişim ve bilgi alma/verme imkanının bulunmadığı o yıllarda, Ahmet Hamdi Beyin büyük riskler alarak sağladığı bu iletişim ve bilgilendirmeler olağanüstü kıymetlidir.

İstanbul’un işgalini, Şehzadebaşı’ndaki Karakolun İngilizlerce basılıp uykudaki 16 askerimizin şehit edildiğini, Harbiye Telgrafhanesinin, Beyoğlu Telgrafhanesinin ve Tophane’nin işgal edildiğini, İngilizlerin İstanbul’daki baskılarını, tutuklamalarını vs Mustafa Kemal Paşa’ya düzenli olarak ve gizlice bildirmiştir.

Mustafa Kemal Paşa, bu işgallerin ve önemli gördüğü bazı gelişmelerin zaman zaman yurdun çeşitli yerlerindeki Kolordu Komutanlarına da kendisinin imzasıyla ve bilgisi dahilinde olduğunun belirtilerek telgrafla bildirilmesini istediğinde, yine büyük bir dikkat ve gizlilik içerisinde emrini yerine getirmiştir. 

Kurşuna dizilmeyi göze alarak o dönemde yaptığı bu hizmetleri olağanüstü kıymetli, bir o kadar da Milli Mücadelenin organize edilmeye çalışıldığı o dönemlerde olağanüstü katkılardır.

Bir süre sonra ihbar edilse de, apar topar telgraf kağıtları parçalarını yutarak yok ettiğinden, Mustafa Kemal Paşa’yla görüştükleri ispat edilememiş ancak yine de işten atılmıştır.

İşten atıldıktan sonra, bir süre zor şartlarda hayatını idame ettirmiş, daha sonra Anadolu’ya geçmeye karar vermiştir. Bu amaçla İstanbul’dan Mudanya’ya vapurla geçse de, durumundan şüphelenilerek tutuklanmıştır. İstanbul’a geri getirildiğinde Galata Rıhtımında bir fırsatını bulup vapurdan kaçarak kurtulabilmiştir.

Birkaç gün sonra İstanbul’daki gizli kuvay-ı milliyeciler Mustafa Kemal Paşanın emriyle kendisini Ankara’ya ulaştırmak üzere İstanbul’dan çıkarmışlar, Ankara’ya yolculuğu sırasında Bilecik’te görüştüğü Bekir Sami Bey, Paşanın kendisine gönderdiği 250 lirayı teslim etmiş ve binbir güçlükle de olsa Eskişehir üzerinden Ankara’ya ulaşabilmiştir.

Ankara’ya gelince Paşanın emri doğrultusunda hiç bekletilmeden huzura alınmış ve daha önce yüzünü hiç görmediği Paşa’nın kendisini takdir ve iltifatlarla karşılaması memnuniyet vermiştir.

Bu yüzyüze ilk görüşmede İstanbul’daki son gelişmeleri Paşa’ya aktarmış, sonra gitmek için izin istese de Mustafa Kemal Paşa kendisini akşam yemeğinde ağırlayacağını belirterek bırakmamıştır.

Akşam yemeğinde Mustafa Kemal Paşa sofrada bulunanlara “Efendiler, şu dokunmak istemediğiniz adamı tanıyormusunuz? Bu kahramanın adam Manastırlı Ahmet Hamdi’dir. Pek azımızın görebildiği büyük hizmetler yapmıştır. Kendisine hürmet ve muhabbet borçluyuz.” diyerek Ahmet Hamdi Beyi tanıştırmıştır.

Ali Fuat Cebesoy da hatıratında, Ahmet Hamdi Beyden sitayişle bahsetmektedir.

Ankara’ya geldikten sonra önce Mustafa Kemal Paşanın telgrafçılığı görevini üstlenmiş, daha sonra vaziyetin hassasiyeti ve daha seri ve hatasız haberleşmenin gerekliliği gibi nedenler ve haberleşme konusundaki uzmanlığı dolayısıyla Batı Cephesi Karargahına gönderilerek İsmet Paşanın cephe telgrafçılığı görevini yapmaya başlamıştır.

İsmet Paşa’nın 2. İnönü Zaferini Ankara’ya müjdeleyen telgrafı da, Mustafa Kemal Paşanın cevaben gönderdiği “Siz orada sadece düşmanı değil, bu milletin makus talihini de yendiniz” şeklindeki tebrik telgrafı da onun vasıtasıyla iletilmiştir.

Atatürk, Ahmet Hamdi Beyin bu dönemdeki çok önemli katkılarına, nutukta da yer vermiştir.

Kurtuluş Savaşından sonra 3731 numaralı “Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası” ile ödüllendirilen Ahmet Hamdi Bey, sırasıyla Kartal, Konya, Akşehir’de haberleşme memuru, Ankara/Yenişehir’de PTT Müdürü olarak çalışmıştır. Daha sonra kendi isteğiyle DDY Konya İstasyon Teşkilatına 1. Sınıf Memur olarak atanmış ve Mart 1938’de emekli olmuştur.

1934’te Soyadı Kanunu çıktıktan sonra, 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgalini Mustafa Kemal Paşa’ya bildirmesi anısına, Atatürk tarafından kendisine “Martonaltı” (Mart 16) soyadı verilmiştir.

9 Aralık 1945’te henüz 54 yaşında iken Konya’da vefat etmiştir.

1965 yılında Ankara Mamak Muhabere Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanı Tuğgeneral Ethem Baykara’nın girişimleriyle okulun bir dershanesine Manastırlı Hamdi Beyin ismi verilmiş; 7 Temmuz 1982’de Konya’da PTT Bölge Müdürlüğü ile Emniyet Müdürlüğünün bulunduğu caddeye “Telgrafçı Ahmet Bey Caddesi” adı verilmiş; PTT Genel Müdürlüğü tarafından 16 Mart 1983’te “Telgrafçı Manastırlı Hamdi Bey’i Anma Pulu” ve baskılı zarf çıkarılmış ve aynı gün tüm yurtta “Manastırlı Hamdi Bey Günü” ilân edilmiştir.

Allah ondan razı olsun, rahmet eylesin, mekanı cennet olsun..

Yorumlar (2)
Ramazan subaşı 2 ay önce
Tarih önemli gün geçtikçede önemi artmakta. Güzel makale ilgiyle okudum çok beğendim bu tür bilgilere herkesin ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Malesef insanlarımıza okuma alışkanlığı yok.Slm
Erhan sağlık 1 ay önce
Allah bu gizli kahramanların sayısını arttırsın
23
açık