banner4
11.01.2021, 09:06 30

Korku ve Umut

Korku, başa gelmesi muhtemel bir şeye karşı duyulan endişe, umut da elde edilmek istenilen şeye karşı kalben ilgidir. İki duygu da geleceğe yönelik ve insanın davranışları üzerinde belirleyicidir. Ancak korku insanı umutsuzluğa, umut da kötülükleri önemsiz görmeye sürüklememeli.

Korku ve umut; güzel ahlâkı kazanma yolundaki en önemli iki duygu. Umut, din ahlâkını heyecan ve şevk içinde yaşamayı sağlarken, Allah'a hissedilen saygı dolu korku da O'nun sınırlarına yaklaşmada titiz olmaya, sakındırdıklarından şiddetle kaçınmaya sebep olur. Bu dengeli ruh hali, Allah'a yakınlaşmaya ve ahlâkın güzelleşmesine vesiledir.

Allah korkusu, Allah’a aşkla bağlı insanın hissettiği korkudur; sevdiğini gücendirmekten, onun sevgisinin yok olmasından çekinen aşığın korkusu gibi Allah’ın hoşnutluğundan yoksun kalmaktan korkmaktır. Allah korkusu elbette çok daha şiddetli ve derindir. Kur’an’ın öngördüğü bu korku, insanı pasifliğe ve ümitsizliğe itmez. Aksine, insanı korkunun sebeplerini ortadan kaldıracak tutum ve davranışlara yönlendirir.

İki zıt duygudur korku ve umut. Ancak Allah dünya hayatında her şeyi zıddıyla birlikte yaratır. Gece-gündüz, sıcak-soğuk, aydınlık-karanlık, temiz-kirli, genç-yaşlı dünyada tümü bir aradadır. Bu zıtlıklar dünyasında, Allah’ın en güzel surette yarattığı insan da zıtlıkları üzerinde taşır.

Allah korkusu ve Allah sevgisi insan için gıdadır. Allah korkusu insanın ibadet şevkini artırır, imanını güçlendirir, ahiret umudunu artırır. İnsan bu şekilde sükunet bulur, güzel huylu olur, bedeni çok rahat olur, kafası da çok rahat olur. En önemlisi kalbi mutmain olur.

Allah’ın sevgisini kaybettirecek kötülüklerden Allah korkusu ile sakınılır. Rabbinden derin saygıyla korkan insan, “Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez” (Nisa Suresi, 36) ayeti gereği, büyüklenmekten şiddetle kaçınır. Böylece Allah’ın sevgisini kazanmayı umut eder. Bu yüzden Allah korkusu ve Allah sevgisi bir aradadır.

Peki ne kadar korku ve ne kadar umut olmalı insanda?

Şöyle diyor Hz. Ömer(ra); "Mahşer günü deseler ki herkes cennete girecek. Ama sadece bir kişi cehenneme girecek. O bir kişi ben miyim diye korkarım. Yine deseler ki herkes cehenneme girecek ama sadece bir kişi cennete girecek. O bir kişi ben miyim diye ümitlenirim."

O halde gücümüz yettiğince korku ve umut… Allah’a karşı saygı dolu bir korku içinde olmalı insan. Hiçbir olay karşısında da umutsuzluğa kapılmamalı, Allah’a dayanıp güvenmeli. 

Allah'ın dosdoğru yolu, korku ile umudu birbirine bağlayan yoldur ki sonunda Sevgiliye kavuşma umudu vardır.

İşte o umutla hep A’raf’da gibi yaşamalı. Cennete ve cehenneme gidenleri gören ancak nereye gideceğini henüz bilmeden bekleyen A'raf ehli gibi. Cenneti 'şiddetle arzu edip uman', cennet ehline selam veren ama gözleri cehennem halkından yana çevrilince korkuyla, "Rabbimiz, bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma" diyen A'raf ehli.

Allah’tan korkarız, Cehennem azabından korkarız ama biz Cenneti umut ederiz. Allah’a sığınırız. O korku bizi açar, Allah aşkımızı artırır.

Bir yanda bizi oraya sürükleyecek davranışlardan hep korkuyla sakındığımız sonsuz cehennem… Diğer yanda hayatımız boyunca umut ettiğimiz sonsuz cennet… Kur’an’ın tasvir ettiği bu ortam, şu an yaşadığımız andan daha gerçektir. O halde A'raf halkının yaşadığı korku ve umut, kalbimizde yoğun bir şekilde hissetmemiz ve yaşamamız gereken duygulardır. Ki Rabbimiz bizi sonsuz kurtuluşa ve mutluluğa iletecek olan bu iki duygu için dua etmemizi buyurur;

…O'na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır. (Araf Suresi, 56)

Yorumlar (0)
-1°
kapalı