banner4
21.01.2022, 09:36

FELSEFE DİN İLİŞKİSİ(2)

İbn Haldun, Mukaddime’de felsefeye ve dine temas ederken, dinin iman konusunda kalmasını, aklın dine ya da dinin akla bağlanmamasını istemişti. Ona göre felsefe, din alanı üzerindeki iddialarını terk etmelidir. İbn Haldun da tıpkı Gazali gibi, felsefe ile din alanını kesin olarak ayırır: Dini, felsefenin erişemeyeceği bir yere yerleştirir; bunu yaparken de, yine Gazzali gibi felsefenin dini kavrayamayacağını söyler. Ancak Gazzali, dini felsefeden, inancı bilgiden ayırırken, dinin ve inancın vazgeçilmezliği ortaya koyarak, aklın ve bilginin değerini düşürür. İbn Haldun ise Gazzali'den farklı olarak, sadece mantık ve matematik değil, fizik, tarih ve umran ilminde, tabiatı, tarihi ve toplumu konu alan doğru bilgilere felsefe ile varılacağını düşünmektedir. Felsefî bilgi, davaları delille ispata çalışır ve zihinleri çalıştırır, bu yüzden faydalıdır. Dolayısıyla sağlam bir meleke ve usul öğrenmek için felsefi bilgiler gereklidir. Ancak İbn Haldun’a göre de İslâmî  ilimleri bilmeyen kimse, felsefi bilgiye yanaşmamalıdır.

Osmanlı’da ise din ile felsefeyi aynı tarafta gören Taşköprizâde Ahmed Efendi ilk akla gelen düşünürlerdendir. Taşköprizâde, din gibi felsefeyi de insanlık için gerekli olan hakiki ilimlerden görür: “Aklî ilimler gıda, dinî ilimler de ilaç gibidir. Her kim aklî ilimler, dinî ilimlere uymaz zanneder ve ikisini birleştirmeyi imkânsız görürse kördür, basiretsizdir. Cahillikten Allah’a sığınırız. O halde böyle söyleyen kimse kendisine göre dinî ilimlerin bazısı bazısına uymayınca nasıl davranacaktır? Ya aklî ilimlerin faydasını itiraf edecek ya da dinde noksanlık olduğuna inanıp, hamurdan kılı çekip çıkarmak gibi dinden çıkacaktır. Aklî ilimler hem tıp, matematik, yıldızlar ilmi gibi hem dünyevî, hem de kalbin hallerini bilme, amelleri, Allah’ın sıfatlarını ve fiillerini bilme ilmi gibi uhrevî ilimlerdir. Bu ikisi iki kefeli terazi gibidir”  demektedir. O felsefeye olumlu yaklaşsa da bu ilimle uğraşanların dinî kaideleri çok iyi bilmesi gerektiğini düşünmüştür. Bunun nedeni vahiy-akıl, din-felsefe çatışmasının önüne geçmek ve vahyi akılla yorumlarken ilmi yeterlilik olmamasından dolayı yanlış yorumlara sebebiyet vermemektir.

Osmanlı düşünürlerinden bir diğeri de Kâtip Çelebi’dir. Felsefe-din uzlaşması konusunda çaba sarf etmiş olan Kâtip Çelebi, felsefenin medrese derslerinden çıkarılması nedeniyle, Osmanlı medreselerinin yozlaştığını ve bunun da çöküşe neden olduğunu söyler. Ona göre bir kişinin ilmi alandaki değeri, aklî ve naklî ilimlerdeki yetkinliği ile belirlenir. Felsefenin metafizikteki amacı, sonsuz mutluluğu elde etmek için gerçek bilgiye ulaşmaktır. Ancak ona göre de bu ilmin inceliklerini elde eden kişi, kazancın en büyüğünü elde ederken, aşırı giden ve ayağı kayan da yanlış yola girer ve sapkınlığa düşer. 

Şimdi yakın dönemde, bu konuda önemli tespitler yapmış olan Nurettin Topçu’nun (1909-1974) görüşlerine yöneleceğiz:

Nurettin Topçu’ya göre felsefenin, dinle çatışması şöyle dursun, -İbn Rüşd gibi- gerçek anlamda dindar olmanın şartı, felsefeyi bilmekten geçmektedir. Bu felsefi bilgi kişisel tutkulardan arınmış ve metafizik olan hakikati bilmeye yöneliktir. İnsanda zihin felsefesi olmadığında, eleştirisiz yani aklın süzgecinden geçirmeksizin, sadece kendisine telkin edilen düşünceyi taklitten öteye geçilemez: “Din savunuculuğu adına ‘Kur’ân’ın varlığı kâfidir; felsefe lazım değil’ iddiasını ileri süren muhafazakâr görüş büyük bir yanılgı içindedir: Felsefî görüşümüz olmasa büyük Kitab’ı hakkıyla anlayamayız, sadece ezberleriz ve ezber okuya okuya, doktorun reçete kâğıdını batırdığı bardağın suyunu içmekle tedavisini uman hastanın haline benzeriz.”

Ona göre felsefe, gerçek inanışın metodudur. İmanı hurafe ve efsanelerden, ibadeti ise kuru ritüel ve kaidelerden kurtarır. Felsefe, insan özgürlüğünün de kaynağıdır. “Bizzat kendimize karşı zalim olmak istemiyorsak, kendimize bir felsefe arayalım” der Topçu. Kendi irade ve özgürlüğünü gerçek anlamda idrak etmiş bir insan, hakikatin idraki aşması sonrasında, tüm insanlığa yönelik bir sorumluluk duygusu taşıyacaktır. Düşünmek, felsefe yapmak olduğuna göre, ruhun hakikate yönelik aşkı, felsefenin temeli ve varoluşsal sebebidir: “Aristo’ya kızıp felsefeyi bütün bütün kaldıranlar, pireyi öldürmek için yorganı yakanlardan farksızdı. Bunlar felsefeyi kaldırmakla, İslâm’da düşünceyi yok etmişlerdi... Çünkü düşünmek felsefe yapmaktır. Onlarsa düşünmenin yolu olan felsefenin kaynağını önceden kurutmuşlardı.”

Peki Topçu’ya göre akla dayanan felsefi düşünce ile inancın konusu olan din nasıl bir araya gelecektir? 

İslâm dünyasının yüzyıllardır devam eden gerilemesi, aydınların ve din adamlarının felsefeyi yani düşünmeyi bırakıp, hakikat diye kalıplaşmış düşüncelere bağlanmaları sebebiyledir. Düşünemeyen insan papağan olur, eşyanın dış yüzünü anlar, içindekini tanımaz, manasını zihninde canlandıramaz. Felsefe ortadan kalkınca, düşünmeme hastalığı tüm ilimlere de sirayet eder ve içtihat kapısı kapanır. Nurettin Topçu “Hep eski devirlerin hareket planlarını yeni dünyada kullanmaya mahkûm eden sefalet, bütün İslâm dünyasını sardı” der. Dinin ruhunu bırakıp, kabuğun dinleştirmesi, ruhu ortadan kaldırdığı için şekil ruhun yerine geçer: “Dini şeriattan ibaret addetmek, bir hayatın yerine onun şeklini, bir tablo yerine onun çerçevesini, meyve yerine kabuğunu, ruhani bir seyahat yerine geçilen yolu almak demektir. Sözde Ehl-i Sünnetçiler de ruhtan sıyrılan şekil ve hareketler, bütün bir taklit sistemi ortaya çıkardılar. Buna ‘dini pozitivizm’ diyebiliriz. Böylelikle din içinde en kaba maddeciliğe bağlanmış oldular. Onların dinî materyalizmi, cenneti de miracı da Kur’ân’ı da elle tutulan, gözle görülen olaylar ve varlıklar halinde kabul eden pozitivizmle el ele vermiş bulunuyordu.” 

Topçu’ya göre, metafiziği inkâr eden bilimci zihniyet, aklı ortadan kaldırmakta ve yalnız duyularla yaşamaya razı etmektedir:“Nasıl ki pozitivizm, metafiziğin inkârı yoluyla, bilimsel bilgi dışında bir hakikat alanı kabul etmiyor ve bilim taraftarı olmak üzere bilimle dini karşıt gösteriyorsa, ‘pozitivist dinciler’ de var kuvvetleriyle dinle ilmi çarpıştırırlar. Hiçbir şey yapamasalar, ‘Allah’ın övdüğü din ilmidir’ derler, ‘dünya ilimleri değil!’ Ve bu sözleriyle Allah’ın kâinatta barındırdığı binlerce hikmet olan hayatı, ruhu ve cemiyet dünyalarının bilgisini inkâr ederler. Bu adamlar, ilme karşı mücadele açmakla ibadetimize mani oluyorlar, ona şuursuzca düşmanlık ediyorlar.” 

Topçu’nun -Bergson çizgisindeki- felsefesi insan aklının, sonlular evreninden yola çıkarak sonsuzu konu etmesidir. Fakat sonsuz, aklın kavrayış alanı içinde değildir. Aslında inançta akıl dışı bir şey değildir. İnanç, aklın en yüksek hareketidir. Sonsuzu kavramaktan aciz olan aklın yerine kalbin geçmesidir; çünkü aşk, aklın değil, kalbin yoludur.

Topçu şöyle der: “Sevgisi olmayan hakikate ulaşamıyor, gerçeği bilmiyor ve tam sevgi, gayesine ulaşmış sevgi, sonsuzluğun sevgisidir. Bu sevgi vücuttan geçer, bedenden taşar, fani varlıktan kaçar. Ruhu derinlerine doğru kazıyarak orada gaye olarak yine kendini arar. Gerçek aşkın sahipleri, ne servetin, ne şöhretin veya temaşanın ne de ilmin ve sanatın âşığıdırlar. Gerçek âşıklar, aşkın âşıklarıdır. Aşkın, kendisini yakan ateşinde sevenle sevilen, isteyenle istenen, varlıkla var eden birleşir. Eşya ile temaşa, kâinatla şuur, Bir ile bütün bağdaşır. Düşünce hareketleşir, varlık düşünceleşir. Anlaşılmayan ortadan kalkar, anlatılmayan Bir kalır.” 

Anlaşılan o ki felsefe ve din hakikatin iki yüzüdür. Birini diğerinden ayırmak ya da birini diğerine kırdırmak, beden ve ruhu ayırmak gibidir. Bedende ruh varsa, ruhta da beden varsa, orada “canlı” vardır. Genel anlamda çıkan sonuç dini düşünüşle, felsefi düşünüşün bir bütün olduğu ve beraber yürümesi gerektiğidir: İkiliğin birliği içinde, omuz omuza ve birlikte...Böylece felsefe dinle derinleşir, hakiki din felsefe ile bilinir.

Yardımcı Kaynaklar: İbn Haldun’un Felsefe-Din İlişkisine Bakışı Ülker ÖKTEM/ Taşköprİzâde’de Din-Felsefe İlişkisi Fatma Zehra PATTABANOĞLU/ Nurettin Topçu’da Felsefe-Din İlişkisi Problemi- Mehmet BİRGÜL / İbn Rüşd Perspektifinde Nurettin Topçu’nun Felsefe-Din Münasebeti Aziz SEKMAN


 

Yorumlar (0)
22
açık