banner4
12.11.2021, 09:43 8044

Nutuk ‘ta anlatılan “Doğu Anadolu gerçeği!”

Türk Milletini, uzun bir yürüyüşten sonra geldikleri Anadolu Coğrafyasından, Orta Asya’ya yeniden sürme çabası asırlardır devam ediyor Batı Emperyalizmi tarafından!

Batı Medeniyetinin asırlardır bir “Türk Meselesi” vardır ve şuurlu her Türk’ün görmesi gerekir ki; kıyamete kadarda bu meseleleri devam edecektir.

Dün olduğu gibi bugünde Batının “Türk Meselesi” bitmemiştir.

Asırlar boyunca “Haçlı Seferleri” ile kendileri açısından büyük sorun olan bu durumu kökünden çözmeye çalışırlarken; bugün ise “ekonomik, siyasal, askeri yöntemler” dediğimiz usullerle yeni cepheler açarak emellerine ulaşmak peşindedirler.

Yöntemin adı ne olursa olsun Batının emperyalizminin nihai hedefi; Türk Milletini geldikleri yer olan “Orta Asya’ya” geri göndermek/sürmektir!

Türk’ün son “Milli Devletini” bölmek-parçalamak için bugün içerde daha donanımlı taşeronlar bulan ve onlara her türlü desteği sağlayan “Batı Emperyalizmi”; “Kurtuluş Savaşında” akamete uğrayan ideallerini hayata geçirmenin mücadelesine dünden daha kalleşçe ve daha alçakça devam etmektedir!

Bu bölücü cephelerden bir tanesi de, medyada, sanat dünyasında ve siyaset dünyasında yuvalanan bölücü düşüncedeki insanlardır.

Bunların düşüncelerine dayanak olarak zaman zaman Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’ta geçen ifadelerini de dolarlar.

“Nutuk’ta” geçen “Kürdistan” ifadesi ne anlam ifade ediyor hep birlikte irdeleyelim istedim.

Bu yüzden, Nutuk’un ilk baskısını kaynak göstererek, aslında neyin ne olduğunu “Nutuk’taki metinleri kaynak göstererek” anlatmak istiyorum.

Öncelikle şunu ifade edeyim.

Bugün yenileri basılan Nutuk’ların orijinali ile “dil ve anlatım bakımından” uzaktan yakından bir ilgisi olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim!

En basit misal şudur.

Nutuk’ta geçen Kürdistan ifadesi, Güneydoğu olarak bugün ki baskılarda geçmektedir!

Hâlbuki bir metnin orijinal diline ve anlatımına sadık kalınarak sadeleştirilme yapılması ahlakı bir gerekliliktir. Eğer Nutuk’un ruhuna uygun sadeleştirme yapılmış olsaydı, neyin ne olduğu daha iyi anlaşılmış ve karşı çıkanların eline koz verilmemiş olurdu.

Milli hassasiyetleri olmayan yazarçizer takımından tutunda PKK çizgisinde söz söyleyen bölücü milletvekili ve onların yandaşları olanların her başları sıkıştığında; “Atatürk, Nutuk’ta Kürdistan ifadesini kullanıyor, Kürtlere verilecek özerklikten bahsediyor” iddialarına; Atatürk’ün Nutuk’ta ki ifadeleriyle cevap vermek, bu konuları kaynağından okuduğumdan dolayı benim için mecburiyet oldu.

Şunu da peşinen tavsiyede etmek isterim.

Kim, “Nutuk’ta Atatürk şunu da demiş” diyorsa lütfen bir zahmet sorun; bugüne kadar bırakın orijinalini okumayı yeni baskılarına bakmak zahmetinde bulunmuş mu?!

Maalesef hiç kimse açıp bakma zahmetinde bulunmamış, fakat bizim millet olarak kötü huyumuz kolaycılık olduğu için;  her konuda olduğu gibi bu konuda da bol bol nutuk atmaktan geri durmamışız.

“Gazı Mustafa Kemal Paşa” tarafından “Cumhuriyet Halk Partisinin” 15-20 teşrinievel 1927 tarihleri arasında toplanan ikinci Büyük Kongresin de söylenmiştir ifadesi ile başlayan orijinal baskı Nutuk’ta ki Kürdistan ifadelerinin geçtiği bölümlere makalede yer vererek, herkesin bu konuda düşünmesini ve bir kanaate sahip olmasını umut ediyorum.

Hiçbir müdahalemin olmadığı bu orijinal Nutuk’ta ki bazı ifadeleri anlamak için sözlüğe gerek duyacağınızı da biliyorum!

Şimdi tarih ve sayfa numarası vererek Nutuk’ta bu konuların geçtiği metinleri okuyabiliriz.

“Vücuda gelmeğe başlayan bu teşekküllerden başka, memleket dâhilinde daha bir takım teşebbüsler ve teşekküller de vukua gelmişti. Ezcümle Diyarbekir (ves.8,9),Bitlis, Elaziz vilayetlerinde, İstanbul’dan idare olunan Kürt Teali Cemiyeti vardı. Bu cemiyetin maksadı, ecnebi tahtı himayesinde, bir Kürt hükümeti vücuda getirmekti.” /Nutuk-sahife 4-1927-Devlet Basımevi 1938/

“Gayei istiklalin istihsaline kadar tamamile milletler birlikte, fedakârane çalışacağıma mukaddesatım namına yemin ettim.

Artık benim için Anadolu’dan hiçbir yere gitmemek kat’idir.”

Trakya kuvvei maneviyesini takviye maksadile bu talimata şu malumatı da dercettim: Anadolu ahalisi baştan aşağı yekvücut bir hale getirildi. Kararlar, bilaistisna tekmil kumanda heyetleri ve arkadaşlarımızla müşterek ittihaz ediliyor. Vali ve mutasarrıfların hemen kâffesi bizimle beraberdir. Anadolu’daki teşkilatı milliye kaza ve nahiyelere kadar tevessü etti. İngiliz himayesi altında bir müstakil Kürdistan teşkili hakkındaki propaganda ve taraftarını bertaraf edildi. Kürtler Türklerle birleşti. (ves.19)”

/Nutuk-sahife 15-1927-Devlet Basımevi 1938 /

“…Efendiler, Gümrü Muahedesi hükümeti milliyenin aksettiği ilk muahededir. Bu muahede ile düşmanlarımızın hayalhanesinde kendisine ta Harşit vadisine kadar olan Türk ülkeleri bahşedilmiş olan Ermenistan, Osmanlı Devletinin 1877 seferile kaybetmiş olduğu yerleri bize, hükümeti milliyeye terk ederek dava haricine çıkarılmıştır. Şarkta, vaziyetlerde mühim tebeddül olması yüzünden, bu muahede yerine, bilahare aktolunan 16 Mart 1921 tarihli Moskova ve 13 Teşrinievvel 1921 tarihli Kars Muahedeleri kaim olmuştur. /Nutuk- sahife 349/

Nutuk’ta; “Karadeniz Bölgesinde faaliyet gösteren Rum Pontus çetelerinin faaliyetlerinden ve onları nasıl bertaraf ettiklerinden de uzun uzun bahsediyor Mustafa Kemal Atatürk.” Asıl konumuzdan bağımsız olmadığı için bir paragrafla da olsa Pontus çeteleriyle olan mücadelesinin ruhunu yazmak istedim. Çünkü aradan geçen yüz yıldan sonra aynı yöntemlerle “PKK terör örgütü” Doğu ve Güneydoğu İllerimizde yıllarca köylerimizi basıp insanlarımızı öldürüyorlar.

“Muhterem Efendiler, umumi beyanatımın mukaddematında, bir Pontus meselesinden bahsetmiştim. Bu mesele, vesaikiyle cümlenin malumu olmuştur. Ancak bizi de çok meşgul ettiğinden burada münasebeti olan bazı noktalarına temas edeceğim.

1840 senesinden beri; yani üç rubu asırdan beri, Rize’den İstanbul Boğazına kadar Anadolunun Karadeniz havzasında, eski Yunanlılığın ihyası için çalışan bir Rum zümresi mevcut idi. Amerika Rum muhacirlerinden Rahip Klematyos namında biri, ilk Pontus içtimagahını İneboluda, elyevın halkın manastır tabir ettikleri bir tepede kurmuştu. Bu teşkilat mensupları zaman zaman munferit eşkıya çeteleri şeklinde, icrai faaliyet ediyorlardı. Harp umumi esnasında, hariçten gönderilip tevzi olunan silah cephane, bomba ve makineli tüfeklerle Samsun, Çarşamba, Bafra ve Erbaa Rum köyler, adeta bir silah deposu halini almıştı…

4 Mart 1919 tarihinde, İstanbul’da Pontus namile intişare başlayan bir gazetenin başmakalesinde “Trabzon vilayetinde Rum cümhuriyetinin tesisine çalışmak maksadile intişar ettiği ilan olunmuştur…”

Pontusçular, 1920 senesi nihayetlerine doğru faaliyetlerini büsbütün artırarak bayağı aleniyete çıktılar. Bizi, ciddi tedabir ittihazına mecbur ettiler… Pontus çetecilerinin icraati; İslam köylerini yakmak, İslam ahaliye karşı aklü hayale sığmaz itisaf ve cinayetler irtikap etmek gibi, hunhar bir sürünün icraatından başka bir şey değildir…

Biz Anadoluya çıkar çıkmaz, Türk ahalinin dikkat ve tayakkuzunu davet ettik. Melhuz tehlikelere karşı tedabir almağa başladık…” /Nutuk- sahife 449-507

“Kürdistan

Sevr’de; Fıratın şarkında ve Ermenistan, Irak ve Suriye arasında kalan mıntıka için Düveli İtilafiye murahhaslarından müsrekkep bir komisyon mahalli muhtariyeti izhar edecektir.

Muahedenin akdinden bir sene sonra işbu havalinin Kürt ahalisi Cemiyeti Akvam Meclisine müracaatla Kürtlerin ekseriyetinin Türkiye’den müstakil olmağı istediğini ispat ederse ve Meclis bunu kabul ederse Türkiye bu havalideki her türlü hukukundan sarfınazar edecektir.

Mart 1921 teklifinde: Düveli İtilafiye, vaziyeti hazırayı nazarı itibara alarak ve bu bapta Serv projesinde tadilat icrasını nazarı itibara almağa mütemayildirler.

Şu şartla ki mahalli muhtariyetler ve Kürt ve Asuri-Keldani menafinin kafi derecede himayesi için tarafımızdan tahsilat ibraz edilsin.

Mart 1922 teklifinde: Bahis yok.

Lozan’da: Bittabi mevzuubahis ettirilmemiştir.” /Nutuk-sahife 542-Devlet Basımevi 1938/

Nutuk’ta geçen ifadeler bunlar.

Orijinaline sadık kalarak yazmaya çalıştığım metinlerin diline de sadık kaldım.

Gördüğümüz gibi, Nutuk’ta deniliyor ki; “Kürt ahalisi, Cemiyeti Akvam Meclisine (Birleşmiş Milletler) müracaat ederek Kürtlerin Türkiye’den ayrılıp müstakil bir ”Muhtariye” olmayı ispat ederse ve Meclis de bunu kabul ederse Türkiye Cumhuriyeti Devleti tüm haklarından vaz geçecektir!”

Şu notu da düşmek isterim.

Nutuk’ta geçen Kürdistan ifadesi, bütün “Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesini” değil, sadece bugün ki “Hakkâri ilini kapsamaktadır!”

Sizinle paylaştığım bu orijinal ifadelerin yer aldığı Nutuk’un sayfalarının arasında iki de harita konmuş bağımsız olarak. Sanırım kitabı basan Devlet Basım Evi Nutuk’u alıp okuyanlara böyle bir hizmet vermek istemiş.

Bu haritalardan bir tanesi yeni kurulan “Türkiye Cumhuriyeti” haritası, diğeri ise “Serv Anlaşmasına” göre koca “Osmanlı İmparatorluğunun” ne hale geleceğini gösteren harita.

Bu haritalarda dikkatimi çeken bir iki ayrıntıda şu oldu.

Türkiye’nin muhtelif bölgelerinde ki orijinal yer isimleri bu haritalarda olduğu gibi veriliyor.

Mesela Rize’nin Ardeşen ilçesi “Viçe” ismiyle haritada yer alıyor.

Bir diğeri de “Hatay İlimiz” o tarihlerde hala anavatana katılmadığı için “özerk bölge olarak gösteriliyor” bahsi geçen haritada.

Bugün Anadolu coğrafyasında; “Mustafa Kemal Atatürk” önderliğinde verdiğimiz “Milli Kurtuluş Savaşından” sonra kurulan ”Türkiye Cumhuriyeti Devleti” egemenliğini devam ettirmektedir.

Bundan birkaç yıl önce ülkemizde “demokratik açılım” adı altında resmen bölücülere, siyasi Kürtçülere çanak tutulmaktaydı!

Maalesef o günlerde hemen hemen her gün bu ülkenin çeşitli illerinde ayaklanma provaları yapılmaktaydı!

Barış ve kardeşlik sözcüğünü ağızlarına pelesenk yapan “siyasi Kürtçüler” ve onların itici kuvveti olan köşe yazarlarının, sanatçı müsvetrelerinin ve gaflet içindeki siyasetçilerin tek bir hedefi vardır dün olduğu gibi bugünde.

O hedef; ülkemizi “iki dilli” ve “birçok eyaletli” bölünmüş bir devlet haline getirmek!

Bu hedefin arkasında ki asıl güç de hiç kuşkumuz yoktu; AB ve ABD’deydi!

Atatürk’ün Nutuk’ta geçen yukarda alıntıladığım ifadelerini “iddialarına dayanak gösterenler” zaman zaman aptalca bir heyecana kapılarak son “Milli Türk Devletini“ bölebileceklerinin gafletine düşerek ellerini ovuştururlar!

Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’ta ki şu ifadeleriyle onlara cevap vermeyi tercih ettim.

“Her safhasile düşünülmüş, ihzar, idare ve zaferle intaç edilmiş olan bu hareket, Türk ordusunun, Türk zabitan ve kumanda heyetinin, yüksek kudret ve kahramanlığını tarihte bir daha tespit eden muazzam bir eserdir.

Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklal fikrinin layemut abidesidir. Bu eseri vücuda getiren bir milletin evladı, bir ordunun Başkumandanı olduğumdan, ilelebet mesut ve bahtiyarım.” /Nutuk- sahife 485/

 Ve Nutuk’ta Atatürk’ün son cümlesi;

“Ey Türk istikbalinin evladı! İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen Türk İstiklal ve cümhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!” /Nutuk- sahife 646/

Görüşmek üzere, Allah’a emanet olun…

Yorumlar (0)