banner4
24.11.2020, 23:20 161

Meleklerin Varoluş Gerçeği

Bilindiği üzere dinsel anlamda, varlığın ya da varoluşun, Allah yanındaki bilgisel ve boyutsal görünüşler, yani insanlığın gerçek boyuttan görünen boyuta geçiş süreci, yine gerçek boyutta var olan güç niteliğinin görünme yeri ve güçleriyle olası olur. Çünkü varlıkta ya da varoluşta yetenek ve güç olmayınca dilediği şeyin var edilmesi olası olmaz. Yüce Allah “herşeye gücü yeten gerçek güç ve bilgi sahibidir” ve güç, diğer nitelikler gibi gerçek varlığın işlerinden bir iş olduğu gibi aslında kendinin dışındaki bir şey de değildir. Böyle olduğu halde, materyalistler onu bağımsız bir şeymiş varsayımına dayanarak, var etmenin kaynağını iki bağımsız varlığa dayandırdıktan sonra, birine “madde”, diğerine “güç” olarak nitelendirmişlerdir. Kuşku yok ki bu yargı, onların yalnızca kuruntuya dayanan varsayımlarından birini oluşturmaktan öteye gitmez. Yüce Allah, Necm Suresi 53/30 ayetinde; “İşte onların bilgiden ulaşabildikleri nokta...” ve Yunus Suresi 10/36 ayetinde; “Onların çoğu ancak zannın ardından gider. Oysa zan, hak adına hiçbir şeyin yerini tutmaz...” diyerek bu durumu bizlere bildiriyor.

Dinsel anlamda her türlü iş, eylem veya hareket güç ile açığa çıkacağından, Allah’a özgü işlerde, bu durum büyük melekler aracılığıyla açığa çıkar. Allah’a özgü güçlerin adı Allah elçilerinin deyişinde “melekler (Işıktan yaratıldığına ve Allah ile insan arasında aracılık yaptığına inanılan, gözle görülmeyen ruhsal ve bilinçsel varlıklar) olarak tanımlanır. Çünkü “melek” sözcük kökeni olarak “güç ve şiddet” anlamındadır.

Melekler, dinsel anlatımlarda iki kısım olarak değerlendirilir; Birisi “doğal”, diğeri cisimsel boyutlara dönüşmüş olan anlamında “ögesel” meleklerdir.

Birincisi, dinsel terim olarak “Melâike-i tabîiyyûn” diye adlandırılan “Doğal melekler”, parçaların ya da ögelerin bulunmadığı evrensel boyutta kendine özgü doğal görünüşleriyle var olmuş olan yüce bilinç ve kutsal ruhlardır. Bunlar evrensel boyutta var olmuş oldukları ve parçalardan ve ögelerden bir araya getirilmiş olan maddesel cisimler ile bağlantıya sahip olmadıkları yönüyle, Adem’e secde etmek ve uymak ile emrolunmayan ruhsal ve bilinçsel varlıklardır.

İkincisi, dinsel terim olarak “melâike-i unsuriyyûn” diye adlandırılan, ruhlar ve bilinçler boyutundan cisimler boyutuna dönüşmüş olan “ögesel melekler” ki, bunlar ögelere bağlı olan bilinçler ve ruhlardır; ve Adem’e secde etmek ve uymak ile yükümlüdürler. İyilik sahibi biçiminde de adlandırılan söz konusu melekler, seçim sahibi olmayıp, salt gücün sahibi olan Allah’ın teklik boyutunun ya da gerçek ve tek bir varlık olduğunun bilincindeki özün iradesine bağlı olduklarından, haklarında Yüce Allah Tahrim Suresi 66.6 ayetinde; “... Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” biçiminde bunu bize bildirmiştir. Gerçekten insan varlığında var olan güçler de bu nedensellik gereği, insanın kendi iradesine bağlıdır. Bu bakımdan, birimsel bir varlık olarak insan, kendine özgü iradesini herhangi bir şeye yöneltince, o güç o şeye kullanılmış olur ve asla uymamazlık etmez.

Aslında ruhlar ve bilinçler boyutundan cisimler boyutuna dönüşmüş olan “ögesel melekler”, aynı zamanda sonsuz yoğunluk ve maddesel özelliklere sahip evrenleri yönetmeye görevlidirler. Bunların alışılmış ve devamlılık içeren davranışları sınırsızlık ve sonsuzluk içerdiğinden, matematiksel olarak sayılması da olası olamaz. Melekler, duyu ve görünen yaşam boyutunda maddesel özellikli birimsel varlıklar gibi görünmezler, çünkü melekler ruh ve bilinç boyutunda yaşam sürerler, başka bir anlatımla melekler cisme gereksinimi olmayan cisimsiz ancak bilinçli ve ruhsal varlıklardır. Ancak, zihinsel tasarım boyutuna erişim sağlayanlara ve bilinçsel sıçrama gösteren birimsel varlıklara, çeşitli ve değişik görünüşlerle onların algı kapasitesi ve yetenekleri ölçüsünde biçimlenerek gözlemlenebilir olurlar. Bu biçimlenme görenin durumları, algıları, kavrayışları ve inançları ile doğrudan bağlantılı bir olgudur. Yüce Kur’an’ın anlatımıyla Cebrail’in Muhammed’e, diğer büyük meleklerin, Lut ve diğer Nebi ve Resullere, bazı Allah dostlarına görünmeleri örnek verilebilir. Onların bu görünmeleri sırasında görenin yanında bulunanlar, bu melekleri gözlemleyemezler. Çünkü zihinsel tasarım boyutuna dahil olanlar ancak görenlerdir, başka bir deyişle yanındakilerden eğer zihinsel tasarım boyutuna erişebilenler varsa ancak bu görünmeyi bunlar da görebilirler. Kur’an’da meleklerin kullanma yönleri simgesel betimlemeyle “kanatlar”a benzetilmiştir. Gerçekten Kur’an’da bu durum Fatır Suresi 35/1 ayetinde; “Övgü, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a özgüdür...” diye bizlere bildirilir.

Bundan dolayı bu güçlerin göklerde ve yeryüzünde ya da evrensel yaşam boyutlarında çok çeşitli ve değişik etkileri vardır. Salt varlığın evrensel yaşam boyutlarında ve çeşitli durumlardaki yönetimi bu güçler aracılığıyla gerçekleşmektedir. Bunlar, “Allah’lık niteliği”nden her bir yaşamsal boyuta ve durumsallığa gönderilirler. Yani bazıları Nebilere ve Resullere “vahiy” dediğimiz “Allah'ın elçilerine bildirim biçimleri” olarak, bazıları da Allah dostları ermişlere “ilham” dediğimiz “Allah tarafından kalbe gelen derin anlam ve esin” olarak, diğer insanlardan her birine, hayvanlara, bitkilere ve madenlere kısacası tüm nesnelere çok çeşitli ve değişik işlerin kullanılması ve yönetmesi için gönderilirler. Herhangi bir meleğin kendisinden etkilenen şeye bir etki ile bağlanması onun simgesi olarak “kanat” betimlemesidir. Bundan dolayı her bir etki yönü ve gücü bakımından simgesel olarak biçimselliği bir “kanat” olmuş olur. Meleklerin kanatları, yani etkilerinin yönleri, güçleri ve biçimleri sayılarla sınırlı değildir; belki onların etki ve güçlerinin çok çeşitli ve değişik olması nedeniyle kanatlarının sayılması olası değildir. Onun için Resulullah, Miraç gecesinde Cebrail’i altı yüz kanatlı olarak gözlemlediğini bildirmiştir. Böylece amaçları Fatır Suresi 35/1 ayeti gereğince; “... O, yaratmada dilediğini artırır. Kuşkusuz Allah’ın gücü her şeye tam anlamıyla yeter.”  biçiminde, etkilerinin, güçlerinin ve yönlerinin çokluğunu göstermektedir.

Diğer yandan ise, İslam düşünürleri sözü edilen kanat konusundaki yorumlarında ve açıklamalarında, meleğin yaratılış amacı ve nura özgü niteliğiyle bağdaşan, görevlerini en hızlı bir şekilde yerine getirmelerini belirten manevi anlamda bir kanat, bir güç ve yetkinlik simgesi olabileceği gibi, bu söz, özümseme ve mecazi bir anlatım biçimi de olabileceği, Kur’an’da kanat anlamına gelen “cenah (yön, yan, taraf)” sözcüğü, kuşların kanatları gibi somut ve maddesel varlık anlamına alınabileceği gibi, manevi varlıkların görevlerini en seri ve hızlı bir biçimde yapabilmelerini sağlayan gücün simgesi olarak da anlaşılabileciğini belirtmekteler.

Aslında melekler “Allah’lık niteliği”nden, evrensel görünen yaşam boyutuna kapsam olan dört bütünsel gücü vardır ki, onlara dinsel anlatımlarda, Allah’ın bildirimlerini elçilerine ileten meleğe “Cebrail”, dünya işlerini düzenlemekle görevli meleğe “Mikail”, evrenin yok oluşu olan kıyametle görevli meleğe “İsrafil” ve maddesel boyuttan başka bir boyuta geçişi sağlayan ölümle görevli meleğe “Azrail” adı verilir. Bunlara bağlı olan meleklerin sınırı ve hesabı bilinemezdir ya da sonsuzdur.

1. Allah’ın bildirimlerini elçilerine ileten melek olan “Cebrail”, Allah’a özgü bilinmeyen ve görünmeyen boyutunda var olan gizli anlamları, görünen ve içinde yaşadığımız maddesel yaşam boyutuna ulaştırır ve tüm yaratılmışları yararlandırır. Bundan dolayı herbir elçinin kalbine bilinmeyen boyutlarından inmiş olan anlamları, konuşma gücü aracılığıyla söz ve ses ile açığa çıkarması, bilinmezler boyutundan bilgi verip açması bu melek tarafından yetkinlik etkisi ve gücüyle gerçekleşir. Diğer bir anlatımla Cebrail, Muhammed’in gerçeği boyutundan Muhammed’in belirmesi, ortaya çıkması aşamasına kadar tüm yönleriyle indiğinden, Allah bunu bizlere Enam Suresi 6/59 ayetinde; “Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisel boyutunda, her şeyin kayıtlı olduğu yazılım programında) kayıtlı olmasın.” biçiminde bildirmiştir. Cebrail bu etkisi ve gücüyle tüm evrensel boyutu kapsamış ve kuşatmıştır. Bu görevinin ayrıntılarını uygulamaya görevli, onun yönetimi altında görevli sayısız ve sınırsız melekler vardır. Bu nedenlerle ona, Allah’ın bildirimlerini elçilerine ileten anlamında “Vahiy Meleği” de derler.

2. İçerisinde yaşam sürdüğümüz görünen boyutta, Dünya işlerini düzenlemekle görevli melek olan “Mikail”, yaratılmışların çeşitli sınıflarından her birine ayrılmış olan rızıkların korunmasına ölçümle, ölçüyle ve sayıyla herbir hakkı hak sahibine vermeye yetkilendirildiği için, işte bu güce Dünya işlerini düzenlemekle görevli melek olarak “Mikail” adı verilmiştir. Bu konuda “Mikail”in de her yaratılmışa herhangi bir etki ve gücüyle bağıntısı vardır. Bu etki ve gücüyle o da evrenleri kuşatmıştır ve aynı şekilde bu görevinin ayrıntılarını uygulamaya görevli onun yönetimi altında sınırsız melekler vardır. Üstelik yeryüzüne düşen her yağmur damlası bile bir güç ile iner ve evrenin yok oluşuna kadar yağan yağmurların her bir tanesine ait olan güç ve etkilerden hiçbirinde tekrarlanma ve aynı oluş yoktur. Üstelik sen bir birimsel varlık olarak bir şeyi ölçtüğün veya saydığın ya da değer verdiğin zaman, aslında kendi birimsel varlığında “Mikail”in etki ve güçlerinden yalnızca bir yönünün etkisi gerçekleşir.

3. İçerisinde yaşadığımız görünen maddesel boyuttan ölümötesi başka bir yaşam boyutuna geçiş sürecinde ölümle görevli melek olan “Azrail”, özden oluşan ruhu, maddesel görünüşten oluşan başka bir deyişle ölümü tadışla bedenlerden ayırır ki, bu ise evrensel yaşam boyutunda var olan herbir maddesel görünüşün, gerçekte Allah’a özgü bir anlam olarak ortaya çıkmasıdır. Aslında o anlam, aynı zamanda o görünenin ruhu ve bilincidir. Bundan dolayı, bilinen en küçük parçaya ya da diğer bir deyişle dalgasal ve titreşimsel esaslara dayalı atomaltı parçacıklara varıncaya kadar görünen evrende gerçekleşen bozulmalar ve yok oluşlar, Azrail’in yönetimi ile oluşur ve Azrail da bu gücü ve etkisi ile evrenleri kuşatmıştır ve onun emri altında görevli olan sınırsız melekler vardır. Bu nedenle, aslında birimsel varlık olarak sen de var olan görünenlerden herhangi birini bozduğun ya da yok ettiğin zaman, gerçekte ise sende Azrail’den herhangi bir gücün etkisi gerçekleşmiş olur.

4. Evrensel yok oluş anlamındaki kıyametle görevli melek olan “İsrafil”, herbir görünüşün kendi türüne oluşan yaşamı “Sûr”u (sözcük olarak sûr, seslenmek, boru, üflenince ses çıkaran araç anlamlarına gelir. Terim olarak evrenin yok oluşunu belirtmek ve yok oluştan sonra tüm insanların toplanma yerinde toplanmak üzere dirilmelerini sağlamak için İsrafil tarafından duyuru aracına verilen simgesel adlandırmadır) ile üfler yani yeni yaşamsal boyuta geçiş sürecini başlatır. Aslında birimsel varlığında oluşan düşüncelerden ve önermelerden kendine özgü ilk yargısıyla kesin bir bilgiyi ortaya çıkarması bile, birimsel varlık olarak sende İsrafil'in güç ve etkilerinden herhangi bir yönüyle varlığında gerçekleşir. Bu nedenle yaşam, üflemeye yani yaşam sağlamakla görevli o kadar güç vardır ki, hesaba ve sayılara sığmaz ve tümü İsrafil’in iradesi altında olup, evrende yaşam sahibi olmayan tek bir şey yoktur. Allah bu durumu bizlere İsra Suresi 17/44 ayetiyle; “Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı anarlar. Her şey O’nu övgü ile anar. Ancak, siz onların Allah’ı anmalarını anlamazsınız...” diye bildirir. Bu nedenlerle Allah’a övgü ve anma ancak yaşam sahibi olan şeyde olur. Bundan dolayı İsrafil’in de her birimsel yaratılmışlara herhangi bir etki ve gücüyle bağıntısı vardır ve bu etki ve gücüyle tüm evrenleri kapsar ve kuşatır.

Yorumlar (1)
SÜREYYA 2 ay önce
Anlamlı detaylı bilgi için tşk.ler
sisli