banner4
25.09.2020, 01:00 13

KÖTÜLÜĞÜN SIRADANLIĞI

“İyinin düşmanı kötü değil, düşünce yokluğudur.”

 (Kötülüğün Sıradanlığı, Hannah Arendt)

Nasıl bir Bürokrat olmak isterdiniz? Düşünebilen, hissedebilen “Bir İnsan” mı? Yoksa makam kazanmak uğruna, itaat etmeyi seçen “Bir hiç kimse” mi?

Hannah Arendt (Alman Filozof, 1906-1975) ‘Kötülüğün Sıradanlığı” kitabında, 'Nihai Çözüm' kapsamında öldürülen altı milyon Yahudi’nin katledilmesinde, insanlık suçlarından yargılanan Adolf Eichmann’ın, yargılanma sürecini anlattı. 1961-1962 yıllarında davayı takip eden Arendt, kitaptaki tespitleriyle bir hayli tartışma yarattı:

Arendt’e göre, Eichmann davasında, ortada ‘insanlardan nefret eden, sapık ve sadist, hasta ruhlu, kötü mü kötü bir cani’ yoktu! Soykırımının mimarı olarak sunulan Adolf Eichmann’ın bir canavar olmadığı gibi daha çok, sıradan, hatta fazlasıyla sıkıcı ‘bir bürokrattı.’ Eichmann’in psikolojik sorunu da bulunmuyordu.Mahkemede sanık olarak yargılanan Eichmann, ailesi, arkadaşları ve çevresi tarafından sevilen, cana yakın ve kibar bir insandı. Aslında bu kişinin özel bir yeteneği bile yoktu. Nazi Partisine katılmış, yetersizliklerini ‘siyasi destek alkışlarıyla’ kapatarak, bürokraside yükselmiş bir “hiç kimseydi”! Onun en önemli özelliği, basitliğin ötesine geçememesi, empati veya muhakeme yeteneği olmamasıydı. O ‘üstleri neyi emretmişse onu yerine getirmiş, soykırım emirlerini sorgulamadan uygulamış/uygulatmıştı. Nürünberg mahkemesinde yargılanan çoğu Nazi üst düzey subaylar gibi ‘Ben sadece emirlere itaat ediyordum’ şeklinde Eichmann da kendini savundu.

Hannah Arendt, Eichmann kişiliği üzerinden “Emir, emirdir; Yasa, yasadır” anlayışı ile katı pozitivizmin etkisinde, emirlere ya da yasalara yönelik “değer yargısı” taşımadan yapılan haksızlıkları “kötülüğün sıradanlığı” şeklinde açıklayacaktı. Arendt’e göre sorunun en korkunç tarafı, Eichmann gibi birçok ‘bürokrat olmuş/olmak isteyen ‘hiç-kimsenin’ böyle kötülükler yapabilme hırsıdır. Bu tipler, kişiliğini ve düşünme yetisini üstlerine teslim ettiğinden, her türlü kötü eylemleri, emir aldığında rahatlıkla yapabilecek zihniyettedir. Yine de Hannah Arendt, totaliter bir rejim altında bile vicdanına kulak vererek, farklı davranabileceklerini Danimarka örneği üzerinden gösterdi. Danimarka insanı, Naziler tarafından işgal edilmiş olmasına rağmen, insan hak ihlallerine yol açacak şekilde eylemlere -Yahudilerin soykırıma uğratılması talimatlarına- direnmiş, kararları uygulamamışlardır.

Arendt, çevresi ya da arkadaşları tarafından “sevilen iyi geçimli insanların”, bir üst otoritenin verdiği öfke ve nefret kararları sonrasında, “sorgusuz sualsiz kötülüğe uğratılmasında” ve bu suretle “kötülüğün sıradanlaşmasında” insanın büyük zayıflıklarını ve kusurlarını anlattı. Düşünme ve muhakeme yetisini kaybedenler, vicdanlarına kulak vermeyenler, kötülüğün bir parçası haline geliyorlardı. Ancak Danimarka ülkesinde vicdanlı insanlar gibi kötülüğün her yerde yayılmayacağını da belirledi.

“Kötülüğün Sıradanlığı” eserinden bazı düşünceler:

“Kötülüklerin çoğu, hiçbir zaman iyilik ve kötülük hakkında kafa yormamış insanların işidir.”

“İnsanların sonuçları düşünmeksizin, çoğunluk görüşüne itaati, insanın basitliğidir.”

"İdealist olmak sadece bir fikre inanmak veya çalıp çırpmamak ya da rüşvet almamak demek değildi. İdealist dediğin fikri (idea) için yaşardı ve fikri için her şeyi, dahası herkesi feda etmeye hazır olurdu. Polis soruşturması sırasında, böyle bir şey yapması gerekseydi kendi babasını bile ölüme göndermekten çekinmeyeceğini söylerken, sadece emir kulu olduğunu ve emirlere itaat etmeye hazır olduğunu vurgulamaya çalışmıyordu; kendisinin her zaman tam bir ‘idealist’ olduğunu da göstermeye çalışıyordu. Herkes gibi, tam bir ‘idealist’in de şahsi duyguları olurdu elbette; ama ‘fikri’ ile çatışıyorsa, bu duyguların yapacaklarını engellemesine asla izin vermezdi.”

“Alman gençleri hayatın her alanında, yetkili konumlarda bulunan, devlet kademelerinde yer alan ve düpedüz suç olan ama suçluluk duymayan insanlarla çepeçevre kuşatılmıştır. Normalde insan bu duruma öfkelenir, ama öfkelenmek son derece tehlikelidir -hem ruh ve beden açısından hem de insanın kariyeri önünde dikilecek ciddi bir engel olarak tehlikelidir.”

“Totaliter devlet, muarızının adsız sansız, sessiz sedasız ortadan kaybolmasını sağlar. İşlenen suç karşısında sessiz kalmaktansa ölüme katlanmaya cesaret eden biri, şüphesiz kendini yok yere feda etmiş olur. Ancak bu, böyle bir fedakarlığın ahlaki açıdan manidar olmadığı anlamına gelmez. Sadece, pratikte bir fayda sağlamayacağı açıktır."

“Savaş sırasında, Alman halkının tamamı üstünde en çok etkili olan yalan, "Alman halkının kader savaşı" sloganıydı. Hitler’in veya Goebbels'in bulduğu bu slogan, insanın kendini aldatmasını üç açıdan kolaylaştırıyordu: Birincisi, bu savaş aslında savaş değil, demeye getiriyordu; İkincisi, savaşı başlatan Almanya değil, kader olmuştu; üçüncüsü, bu savaş Almanlar için bir ölüm kalım meselesiydi - ya düşmanlarını yok edeceklerdi ya da kendileri yok olacaklardı(!)”

“Nazi Almanya’sında kötülük, insanların görür görmez kötülük olduğunu anlamalarını sağlayan bir  niteliğini kaybetmişti.

“Böylece katiller, ’İnsanlara ne korkunç şeyler yaptım!’ demek yerine, ’Görevlerimi yerine getirirken ne korkunç şeyler görmek zorunda kaldım, bu görevin omuzlarıma yüklediği yük nasıl da ağır!’ diyebiliyorlardı.

“Mahkeme onu (Eichmann’ı) anlamadı: Asla Yahudilerden nefret etmemişti, asla bir insanın öldürülmesini istememişti. Suçu itaatinden kaynaklanıyordu, oysa itaat her zaman bir erdem olarak methedilirdi. Nazi liderleri, onun erdemini istismar etmişti.”

“Kendisinin de ifade ettiği gibi, Eichmann'ın vicdanını yatıştırmasında en çok işe yarayan unsur, etrafta Nihai Çözüm'e karşı çıkan bir kişi, tek bir kişi bile olmamasıydı.”

“Yasalara bağlı bir vatandaşın görevi olarak gördüğü şeyleri yapmış, ayrıca emirlere göre hareket etmişti -"yasalar çerçevesinde kalmaya" her zaman çok dikkat ederdi- kafası artık iyice karışmış ve sonunda körü körüne itaatin veya kendi tabiriyle Kadavergehorsam'ın, "ölü yıkayıcının elindeki ölü gibi itaatkâr olmanın" bir erdemlerini bir kusurlarını vurgulayıp durur olmuştu…

Bütün bunlar bir noktada birleşiyordu:

Açıkça suç teşkil eden emirlere kesinlikle itaat edilmemeliydi!..”

Yorumlar (0)
22°
açık