banner4
17.05.2022, 09:17

Kaldır Ayrılığı Aradan


İman konusunda mevcut anlayışlarla çelişmek, yenilenmek demektir. Sabit fikirli olmak ise eskinin söylediğini tekrar etmek anlamına gelir. İman ile “kesin inançlılık” yani değişmez dogmaları olma hâli birbiriyle uyumlu davranışlar değildir. Zira değişen zamanlar eskiyi de eskitir. Eşyanın hakikatini öğrenmek, her daim yeni yaratılışları öğrenmek, tevhidin gerekliliklerini yakından görme anlamında bir davranıştır. 
Tevhidî tutum olarak bilmediklerini öğrenmek isteyenler, bildiklerini her daim sorgulamakla kalmaz, hakikatin nüvesi olan vahye göre adeta çek ederler. 
Düşünmek, düşünmeyi sevmek, mevcutla çelişmeyi baştan kabul etmektir. O yüzdendir ki, Yüce Allah’ın doğrudan muhatabı olan insan melek değildir. Bu meyanda insan; düşünür, hata eder, yanılır, yanılgısını bilir, vazgeçer ve yeni eylem yapar. Onun yenilgisi yanılgısını doğru kabil etmesi, galibiyeti ise yanılgısını yenebilmesidir. Ve dahi iman, her daim sorgulamayı gerektirir. Hem aklen ve hem de gönülden yapılan sorgulama, sahibine hakikatin kapılarını açacaktır. 
O yüzden imanına güvenen sorgulamadan ve sorgulanmadan çekinmemelidir. Tevhidin sırrı ve gücü buradan gelir. Her daim sorgulanan ve onaylanıp desteklenen bir imanda kesin inançlı bir itaat olmaz. Bireyin hatasını görüp ona göre pozisyon almayı gerektirir. Güven ise imanın bu çelişik yapısının ortadan kaldırılmasıyla oluşur.
İnsanın yetişmesi, dünya üzerinde bazı şeyleri yapması ve dahi bazı şeylerden feragat etmesine bağlıdır. Bu seçim işi onun sınavının ana omurgasını teşkil eder. Din denilen katkı unsuru da ona bu yolculuğunda açıktan yardım ederek onun yalnızlığını gidermiştir. Olmazları olduran din için bu meyanda Babil’de yaşayan Zadig, Hermes ve “olmazların oluru” öyküsünü daha bir yakından anlamak lazımdır. 
Sadi Şirazî der ki: “Bir haberin gönül incittiğini biliyorsan sen sus, başkaları konuşsun, söylesin.” Müslümanın adeta bir bozlak gibi hakikati haykırması gereklidir. Bir hadise göre şöyle bir ahlâkî erdem öne alınmıştır: “Ne mutlu o kimseye ki, kendi hatalarını görmekten başkalarının hatalarını göremez…” Müslümanın peşine düştüğü bu davanın başarısı için ilim, amel ve ihlas kuralı gereklidir. 
Bu işin bilgi, eylem, tefekkür ve heyecanı olmalıdır ki, başarı peşi sıra gelebilsin. Pascal’ın formüle ettiği duruma göre: “İki tür insan vardır yalnızca, birileri adildir ama günahkâr olduklarına inanırlar, ötekiler günahkârdır ama adil olduklarına inanırlar.” Galiba işin formülü şu üçlüde saklı gibidir: Kim arzu eder ve gayret gösterirse, bulur ve dahi başarır. Kim de sebat ederse büyür ve gelişir. 
Neticede kim sabrederse mutlak manada başarır. Galiba insanoğlu dünyaya onu güzelleştirmek için gelmiştir. Bizim düsturumuz, hayli ötelerden bir ses olan Gabriel Garcia Marquez’in dediği gibi şekliyle olmalıdır: “Benden nefret edenlerden nefret edecek vaktim yok. Çünkü ben, bana değer verenleri sevmekle meşgulüm.” Haddizatında iyiliği hâkim kılma süreçlerinde yatanın yürüyene borcu vardır. Zira sabit olan nâbit olur.
 Bu meyanda insanın etrafındaki unsurlardan hakikati yakalama sürecinde son sözü Nurettin Topçu söylemelidir: “Tabiatla konuşmasını bilmeyen insanın ruhu dilsizdir.”
 

Yorumlar (2)
Naci Cepe 1 ay önce
Yaz
NACİ CEPE 1 ay önce
N.Kemal Bey araştırmacı ve analizlerinde derin bi samimiyet güzel bir yazı üslubun dolayı hem bu yazıda hem tüm kitaplarını fevkalade samimi ve özgün buluyorum kardeşim.İzmir den çok selam..Rize de Beraber olduğum 3 yıl ve sonrası dostça velud bir güzeldi.Hergün düşünceyleyiz.Her yeni düşünce toplumumuzu geliştirecek düzeyde olması yepyeni geleceklerin aydınlık yüzleri olsun.Emekli Edebiyat Hocası ve Umran Dergisi yazarı
26
açık