banner4
17.11.2022, 13:49

İnsanın Fabrika Ayarlarına Dönmesi

İnsanın yola çıkarken yanına aldığı şeyler kadar, yolda buldukları da kendisine değerli bir süreci hatırlatabilir. Buna göre Müslüman bir kişinin eğitimden hayatın her yanına değin yolda bulduklarını değerlendirme şansı bulunmaktadır.

Bunların başında gelen din olgusu ise bahsedilen kişinin değer sisteminin en başında gelen temel bir kaynaktır. Akıllı insanların bu buluştan son derece verimli bir şekilde istifade etmesi beklenir. Aksi takdirde avucunda olanın kıymetini bilemeyen bir beşer konumuna düşeriz ki, gelinen bu nokta ise, hiç de istenmeyen bir varış yeri olsa gerektir.

Televizyon sunucusunun kendisine sorduğu: “Türkiye batıyor mu?” sorusuna karşılık olarak: “Türkiye batmaz, batarsa okyanuslar taşar” cevabını veren yazar ve düşünce insanı olan Alev Alatlı’nın esasında milletine olan güvenini öne alan bu yaklaşımı kadar hem ülkemiz için, hem Müslüman topluluklar ve hem de İslâm Dini’ne olan güveni teyit etmek durumundayız.

Ülkesine bu denli güvenen birisinin yaptığı işi dinine güvenen insanları bulmada kullanabilmek, herhâlde işin en değerli yönü olsa gerektir. Dine yardım etmek de denilen bu adımlar, insanın dünya üzerindeki en değerli işi olmalıdır. Doğaldır ki bu tercihin öte dünya ile ilgili son derce önemli kazanımları olduğunu bilmek durumundayız.

Esasında insanı eğiten şey, yolda bulduklarıyla olan sağlıklı münasebetidir diyebiliriz. Onun baş koyduğu yolda hazır bulduğu şeylerden maksimum derecede faydalanabilmesi için mutlak manada bir kontrol ve bunu besleyen etkin bir değer sistemine sahip olması gereklidir. Din dediğimiz şey ise bütünüyle bu değer sisteminin beşere yön çizen seçeneğinin adıdır.

Akıllı insanların bu uyarı ve önerilerden son derece etkin bir şekilde faydalanması umulur. Üstelik de insanın akıllı ve iradeli varlık olarak bu durumdan avantajlı çıkmasının her türlü seçeneği kendisine sunulmuştur. Elçi, kutsal metin, akıl, sahih örneklikler gibi insanı yolda besleyen adımların kişi ve toplumlar için son derece anlamlı ve de kazanımlı bir süreci işaret ettiği kuşkusuzdur.

Derler ki; “İltifat ağyaredir, dost acı söyler.” İşbu tespitten hareketle, özellikle gidişattan haz duymayan bizler için kulağa küpe sadedinde olması gereken bazı tespitleri yapmak suretiyle, hem dostlarımıza ve hem de kendimize bazı şeyleri söylemenin vakti gelmiştir diye düşünmekteyiz. Üstelik de bu uyarı ya da tespit cümleleri, yaşayan hayatın kendi dinamiklerinden alınmak suretiyle, değişik yer ve yordamlardaki tecrübeleri ihata ettiği söylenmelidir.

Belki de tez elden aklımızın başımıza gelmesi için bu tür değişik tecrübelerin söz konusu olması lazımdır. Ve dahi gündeme gelen bu sözlerin yaşayan ve tecrübe edilen bir veçhesi de bulunmaktadır ki, bizlere uyarıcı makamdan konuşan vasfı da bu niteliğidir diyebiliriz.

Daha bu aşamada; “olamazsam sen gibi, ederim seni ben gibi” düsturunun hâkim olduğu bir olgudan bahsedebiliriz. “AB Film Destekleme Fonu/Kurulu, senaryolara müdahale edip, eşcinsellik, birlikte yaşama, şiddet, kültürel eleştiri vb. gibi farklı kriterler koyduğu söylenir. Özellikle F.Ö ve M. K. Filmlerinde bunun yansımaları çok açıkça görülmektedir.”

Bu duruma göre özellikle yeni nesil üzerinde hüküm süren sinema/dizi dilinin dünün değerleriyle kavga eden hatta düşman olan yeni bir nesil konsepti yaratacağını akıldan çıkarmamak lazımdır. Dünyanın gidişine bakılacak olursa bu senaryonun sadece sinemada değil hayatın hemen her köşesinde belli bir zindelikle işlendiği aşikârdır.

Millet olma şuurunun ortak bilinç oluşturma hedefinden geçtiğini gösteren şu tespite şahit olmak, el âlemin kendisini tanımlamada neleri ve nasıl kullandığını açıkça göstermektedir: “ABD’de 80’lere kadar filmlerde ABD Bayrağı, Çan/Kilise/Papaz, Milli Marş gibi ortak değerlerin gösteriminin zorunlu olduğu bir süreç yaşanmıştır.” Yaşı o günlere şahitlik edenlerin bahsedilen durumu daha bir açıklıkla tespit edeceklerinden kuşku yoktur.

Benzer bir yaklaşım ise bugün için bazı kesimlerde özlü söz hâline gelmiş olan şu ifadede gizli gibidir: “Türkler, iki şekilde iman tazelerler; biri kelime-i şahadet getirerek, öbürü de türküyle…” İnsanların duygu ve düşüncelerini farklı enstrümanlar üzerinden dile getirilmesine vurgu yapan bu ifadelerin hayatı farklı açılardan anlama ve de yorumlama çabaları olduğunu hatırdan çıkarmamak lazımdır.

Yoksa bu gibi yaklaşımları gerçeğin farklı biçimde izahı şeklinde değil de, hakikatin kendisi olarak görmek ise, her daim son derece eksik ve de problemli bir anlayışa ulaşılmasına vesile de olabilir.

Yorumlar (3)
Arif yaman 1 hafta önce
Yüreğine kalemine sağlık. Sıhhat afiyet dilerim
Adem ATİK 1 hafta önce
Rize'den selamlar. Namik hocam, yazı nızı okudum, çok değerli buldum.
Allah razı olsun. Rize'den sizlere sağlık sıhhat ve afiyetler temennisiyle...
Sedat Akkaya 1 hafta önce
Kalemine yüreğine sağlık olsun selamlar hocam