banner4
30.07.2020, 08:28

HOLOGRAFİK EVREN KAVRAMI VE İSLAM-06

Sonsuz Gelişimin Konusu

Kutsal Kur’an’a göre yaşam, türlü ve değişik yaratılış aşamalarından geçtikten sonra, kendisini “İnsan Ben”i ruh ve bilinç olarak ortaya çıkmıştır. Bu, maddesel boyut yaşamındaki son gelişim bağlantısıdır. Ancak yaşam, bu dünya ile sınırlı değildir; o ölümün tadılışının ötesinde, ruhsal yani bilinçsel boyutta devam etmektedir. Bu maddesel yaşam içindeki gelişim düzeyine bağlı olarak bireyin daha yüksek bir düzeye ulaşması, bu dünya anlayışı içinde cennete ulaşması ya da göğe ulaşması yani bilinçsel yükseliş olarak tanımlanmaktadır.

Diğer yanda, kişiliklerin bu varolan dünyasal yaşam içerisindeki gelişiminin geriye doğru bir çizgi izlemesi durumunda; aşağılık bir dünyasal yaşam ya da diğer deyimiyle cehennem yaşamına kavuşacağı yani ruhsal ve bilinçsel çöküşle birlikte sıkıntılı durum anlatılır. Cennet ve cehennem gerçekte bir mekanın ötesinde ruhsal ya da bilinçsel yaşam biçimidir. Diğer bir deyişle, “İnsan Ruh”unun farklı durumlarını dile getirirler. Kutsal Kur’an’da bu durumu, insanoğlunun maddesel dünya içerisindeki algı boyutuna göre simgesel benzetim ve betimleme olarak anlatılmaktadır.

Kutsal Kur’an’da, “İnsan Ruh”u gelişen bir varlık olarak kabul edilmiştir. “Ruh”, şu anki bedensel yaşam yolculuğunu başarı ile tamamladığında, ölümü tadışıyla yani boyutsal geçişten sonraki yaşam sürecinde önüne daha iyi ve aydınlık olanaklar açılır. Başarının zevki, yeni ve güzel fırsatlarla desteklenerek zenginleştirilir. Bu bedensel yaşam boyutunda, bazı kuantum yani atomaltı parçacıklarının gizil güçlerinin farkına varan “Ruh”, ya da “Bilinç” daha neler yapması gerektiğinin farkına varır. Bu zihinsel durum içerisinde, varlığının daha üst bir zevk ve hoşnutluk boyutu tanımlanamaz ancak betimlenebilir, simgelenebilir. Bu nedenle, Kutsal Kur’an cennetle ilgili olarak benzetmeli ve simgesel bir dil kullanarak betimleme yapmaktadır. Bilimsel dille anlatıldığı gibi “evrensel boyutsallık”, cennetler, bu evrenin her köşesinin, bu maddesel dünyadaki her atomaltı parçacıklarla doğrudan doğruya bağlandığı evrendeki başka bir gerçeklik biçimidir. Eğer daha üst boyutta yaratıcı işlemler yaparsak, bu durum “İnsan Ruh”ları üzerinde daha büyük “bilinç” aydınlıkları olarak belirecektir. Başka bir deyişle, “öte evren”, burada her bir insanın bilincinin içerisinde gizilgüç olarak bekleyen ve üst boyut zihinsel deneyimler halinde yaşanarak aşama aşama gelişen bir olgudur. Fizikçilerin deyimiyle bu anlatım, bu holografik sahnenin arkasında “sonsuz bir ileri gelişim” olanağı vardır, şeklindedir.

İşte sizlere kanıt; İnşikak Suresi 84.19-20 ayetlerinde; “Kuşkusuz siz halden hale geçeceksiniz. Böyleyken onlara ne oluyor da inanmıyorlar iman etmiyorlar?” diye bizlere ölümün bir son olmadığını, yalnızca bir boyuttan başka bir boyuta geçiş işlemi olduğu konusunda çağlar öncesinden bizlere bildiriliyor.

Diğer taraftan cehennem ise, kendi davranışlarınızın ve duygularınızın, gerçek acı, hüzün, pişmanlık ve kendi yaptıklarının karşılığı olarak yüzleşmeleri gereken her tür fiillerine karşılık bulmaktır. Kurbanlar oldukça, kuşaklar boyu etkisi varolan şeytanlık yayılacak, şeytanlık yayılma alanı buldukça, suçlular kendi cehennemlerinde yaşamaya devam edeceklerdir.

İnsanlar, kendi yaptıklarının karşılığı olarak yüzleşmeleri gereken her tür fiillerine karşılık bulacakları konusunda, Kur’an’ın aşağıda belirtilen ayetlerinde bizlere şöyle denmektedir;

Zilzal Suresi 99.7-8 ayetlerinde; “Artık kim zerre ağırlığınca bir iyilik yaparsa, onun ödülünü görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.”

Kıyamet Suresi 75.13-15 ayetlerinde; “O gün insana, yapıp önden gönderdiği ve yapmayıp geri bıraktığı şeyler haber verilir. Üstelik, özürlerini ortaya koysa da, o gün insan kendi aleyhine tanıktır.”

Ruhumuzun ve zihnimizin holografik doğası yeni bilimsel gerçeklik altında dünyadaki yaşamın en ince ayrıntılarına kadar tüm yaratılışa girebilecek ve insanların yaşam sırasındaki hareketlerinin, Allah’ın hükümlerine uyup uymadığını ve uyulmadı ise o sıranın en altlarına atılabileceğini bilir. Bu nedenle, yukarıda belirtilen ayetlerden açıkça anlaşılacağı üzere, hiçbir insanoğlunun başka birisini kurtarabileceğine olan inanç, aslında bir öyküden başka bir şey değildir.

Bir gün tüm insanlık “ruh”unda, mekandan uzak, öte ve dışında olarak tüm yaratılışlarla bağıntılı olacaktır. İstenilen düzen adına bu düzenler dürüldüğünde, Kur’an’da belirtildiği üzere, “yeni bir gerçeklik, yani yerler ve gökler enindeki cennet” oluşacak ve cennet ve cehennem oradan doğacaktır.

Mükemmel Yalnızca Allah’tır ve Biz Onu Aramak İçin Yaratıldık

İnsan ülküleriyle yaşar. Kendi özvarlık yapısının içsel ve ruhsal varlığını reddedenler dahi bir ülküleri uğruna yaşarlar. Ülkülerinin olumsuz değerler üzerine kurulmuş olması, ya da düşük değerler olması, onların kendi iç özvarlık yapılarını görmezlikten gelmesinden kaynaklanmaktadır. Ancak ruh, kendi iç özvarlığının ülkülerine benzer bir yaşam sürüyorsa, sürekli bir doygunluk duygusu içindedir. Eğer içselliğinin, ya da bilincinin sahip olduğu beceri ve yeteneklere benzer bir ülkü taşımaması durumunda, gerçek doygunluk asla kazanılamaz. Örneğin, insan nefsi özgürlükten hoşlanır, birimsel bir varlık kimliği taşır ve kendi karar verir, kendi varlık yapısının bilincindedir. Sevgi ve çekim gücüne sahiptir, sonsuzluğun farkındadır. Buna bağlı olarak, doğru ülkünün bilinç tarafından ortaya çıkarılan benzer yapıya sahip olması gerekir. Bundan dolayıdır ki, yalnızca böylesi bir ülkü, ya da düşünce yöntemi yani insan bilincinin sahip olduğu değerler üzerine kurulmuş olan, buradaki “bilinçsellik” kimlik kazanmaktan ancak doygunluk elde edebilir. İnsan özvarlığının yarısı bu ülküdür ve ruhta birbirini tamamlayan iki parça şeklinde oturur. Eğer ülküyü alırsak, insan özvarlığı var olamaz, çünkü hiçbir şekilde, kendi bilinçsel varlığının farkına bile varamaz. İnsanlık, belirmesini kendi özvarlığında bulduğu Allah’ını sevmek ve aramak içgüdüsünü taşımasına rağmen, sahip olduğu özgürlüğü yanlış kullanarak, yanlış ülküler edinebilir. Bu nedenle insanoğluna Allah tarafından ilk varoluşta yaratılan Resuller ve Nebiler aracılığıyla önderlik sağlanmıştır. Değişik düşünce yöntemleri taşıyan insanlar aslında insan özvarlığının değişik türlerini oluştururlar. Yaratılış işlemine göre gerçeğin yalnızca tek bir salt düşünce yöntemi vardır, ancak yanlışın bir çok biçimselliği vardır. Yanlış düşünce yöntemleri, insan özvarlığının ruhsal değerlerini tartışarak, insanı kendini bilmez, tanıyamaz ve kendini kör yapmıştır. Bu tip düşünce yöntemlerine sahip olanlar, yaratılış konusunda tam aksi bir olguya inanırlar. Bunlar asla kendi ruhsallığını ya da bilinçselliğini bulamayacaklar ve bir sonraki boyutsal aşamada insan bilincinin üzerine kurulacak olan ruhsal ışığa asla ulaşamayacaklardır. Bu yaşamın başlangıcı ve doğru bilinçsel değerler üzerinde ki, yaratıcı işlemleriyle ilgili temel yasadır. Bundan sonraki evrede ya da boyutsal geçişten sonraki yaşam sürecinde hüküm sürecek olan bilinçsel ışık Allah’ın parlak ruhsal ışığıdır ve yalnızca O’nun gösterdiği doğru yolda ilerleyenler bir sonraki aşamaya geçebileceklerdir. Bu nedenle, içinde olduğumuz günler dünyasal zenginliklere sahip olanlar için önemlidir, çünkü yaşamlarının bundan sonraki aşamasına yani “öte dünyaya”, ya da başka bir anlatımla ölümötesi yaşam boyutuna yumuşak bir geçiş yapabilmeleri için salt düşünce yöntemini seçme zamanıdır.

Sonuç

Fecr Suresi 89/27-28-29 ve 30 ayetlerinde; “Allah, şöyle der; Ey huzur içinde olan nefis! Sen O’ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön! İyi kullarımın arasına gir. Cennetime gir.”

İnsan, Allah’ın söz verdiği iyilikleri, güzelliklerini ve bağışlarını kazanabilmek için öncelikle ruhsal ya da bilinçsel mükemmellik durumunu elde etmelidir. Bunun içinde Allah’ı anması, Allah’ın hükümlerine uyması, onu doğru yoldan çıkartmak isteyen şeytana kanmaması, kötülüklerden sakınması, ölümötesi yaşam boyutundaki yerini alabilmesi için, ruhsal benliğini ve bilincini son amaca ulaşmak için tam olarak arındırması gerekir. Tüm bu süreç içerisinde Allah’a özgü adalet işleyecektir. İnsan bilinci, bu yolda tüm evrensel gizemleri anlayacak ve kavrayacak, büyük patlamadan başlayarak olmuş ve olmakta olan her şeye tanıklık edecek ve dünyanın tüm gizemlerini ortaya çıkartacaktır. Yukarıda görüldüğü üzere, bu noktaya gelmek için herbir Müslüman, Yahudi, Hristiyan ya da Hindu bir “Ruh” olmanız gibi bir koşul yoktur. Hepimizin gideceği yer aynıdır. Allah’ın seçkin bir iletisi ve dostları vardır. Bu bağlamda, İslam gerçek anlamdaki tüm dinsel inançları bir çatı altında toplamış ve tek bir din anlayışını oluşturmaktadır.

Son olarak, çağımız bilimsel buluşlarından holografik evren anlayışı; dinsel anlamda “sünnetullah” denilen yaratılış düzeninin bilimsel adlandırılışıdır. “Sünnetullah” denilen Allah’ın yasa ve düzeni, bilimsel anlamda “Tümelin içindeki tümel” kavramı üzerine kuruludur. Gerçekten holografik evren kavramı, Allah’ın yarattığı her şeyde en azından Allah’a özgü gizilgücünü içerdiğini anlatır. Bu durumda insan, Allah’tan ve yaratılmış her şeyden bağımsız değildir ve ondan bağımsızlaşmaya çalışması onun ancak kendi ruhsal beninin çöküşünü ortaya çıkartır.

Son...

Yorumlar (0)
12
az bulutlu