banner4
13.10.2020, 10:48 24

BİLGİSEL BOYUT-07

s. Sayıltı

Bilimsel bir incelemenin temelinde bulunan, doğa, toplum, insan ve bilimle ilgili genel önermelerdir. Başka bir deyişle, inceleme konusu edilmeksizin doğru ve geçerli oldukları varsayılan öncül önermelerdir. Bilimsel yöntemin özünde denence kavramı vardır. Bu nedenle araştırma dilinde varsayım, denencedir. Denence, denenen yargıdır. Bazen araştırmalarda başlangıç noktasının ayrıca kanıtlanmasına gerek görülmeden doğru olarak kabul edilmesi gerekebilir. Bu kabule varsayım yani sayıltı denir. Varsayım, denenmemiş yargıdır.

t. Kuram

Olguları veya olgusal ilişkileri açıklayan kavramsal bir dizge ya da yöntemdir. Üst düzeyde düşünsel bir çalışmayı gerektirir. Başka bir deyişle oldukça yüksek bir soyutlama ediminin ürünüdür. Kuram kavramının, bazı kavramlar ile ayırımını ele alırsak ilk ayırım, kuram ile olgu kavramı arasındadır.

Olgu, doğrudan veya dolaylı, ortak gözleme konu olan ve doğada yer alan bir oluştur. Kuram ise, insan aklının bir ürünüdür. Olguları açıklamak ve evreni en azından bir yönü ile anlamak için kurulur. Ancak, olguları içermeyen kuram olmadığı gibi, az çok kuramın bulaşmadığı hiçbir gözlem veya deney verisi de yoktur.

Başka bir ayırım kuramı, önerme ve varsayım arasındadır.

Varsayım doğruluğu irdelenmeksizin kabul edilen, önerme ise doğrulanmak üzere ele alınan savlardır. Oysa kuram, kısmen de olsa, doğrulanmış ancak henüz tümü ile kesinleşmemiş bir yöntemdir. Önerme ve varsayım tek bir önerme ile dile getirilebilir, kuram ise birbiri ile ilişkili birçok önermeleri ile düzen halinde kurulur.

Bilim, gözlenebilen yüzeydeki olguları, gözlenemeyen ancak görüntüler gerisinde varsaydığı bazı temel ilişki veya süreçlere inerek açıklar. Kuram, işte bu tür gözlem dışı ilişkileri dile getiren, açıklayıcı nitelikteki genelleme veya yasaların, olgusal düzeydeki ilişkilerin açıklanmasında ve bazı hallerde önceden kestirilmesinde öncül işlevi gördüğü bir düzendir.

Kuram, kavramsal bir tasarımdır. Genellemelerin mantıksal bir düzene konması demektir. Kuram, tümdengelim düzenin özelliğini taşır. Buradaki mantıksal düzen, inceleme konusu alanın, seçilmiş birkaç temel ilke veya genellemesinden (kuramsal nitelikte kavramlar arasındaki ilişkileri belirler) geriye kalan tüm önermelerin mantıksal veya matematiksel olarak çıkarılabilir olmasını göstermektedir. Yani, eldeki önermelerin bir veya bir bölümü öncül olarak kullanıldığında geriye kalanlar sonuç olarak elde edilebilmelidir.

Bir yoruma göre, kuram, tümevarım genelleme ve soyutlama yolu ile gözlemlerden elde edilir (Newton). Bir yoruma göre ise, kuram, insan zekasının yarattığı kavramlardan oluşur. Olgulardan bağımsızdır (Einstein). Kuramda her iki özellik de vardır. Kavramsal bir düzen olarak, insan zekasının ürünü olup onu doğada bulma olanağı yoktur. Ancak bu ürün, insan zekası ile doğa verilerinin karşılıklı etkileşiminden doğar. Bu durumda kuram, bir yanı ile buluştur.

u. Bilimsel bilgi nasıl elde edilir?

Bilimsel bilgiyi elde etmek için, araçlarımız, gereçlerimiz nelerdir? Deney ve gözlem verilerimiz, kullandığımız yöntemler, dilimiz ve mantık biçimimiz sağlam ve güvenilir bilgi elde etmek için yeterli midir? Başka bir deyişle, hangi araçlarla, gereçlerle ve hangi yöntem ile bilgi elde ediyoruz? Dayanaklarımız nedir, nasıl tanıtlıyoruz, nasıl kanıtlıyoruz?

Elde edilecek bilgiler, kullanılan araç gereçlere ve uygulanan mantık biçimine göre değişeceğinden, yöntemlerin denetlenmesi ve değerlendirilmesi çok önemli bir uğraş olacaktır. Bilimler, yalnızca araştırma yaparlar. Bilimin kendisi, bilimin konusu, bilimin kavramları, bilimin yöntemi, bilimin ulaştığı sonuçlar ve bilimsel yasalar gibi sorunlar bilim tarafından ele alınmazlar. Bu sorunlara felsefe eğilir ve özelleşerek bilim felsefesi adını alır. Bilim felsefesi, bilimi anlamak, yorumlamak ve yol göstermek uğraşıdır.

K. BİLGİ  NİTELİĞİ

Bilgi niteliği, iki anlama gelir. Birinci anlamı olarak bir şeyin içyüzü ve özelliği bakımından, tümel bir kavram olarak anlatımı soyut bir nitelik demektir. İkinci anlamı olarak, uygulama alanında yerini alan bir kavram olarak somut bir bilgi anlamına gelir ki, genellikle  “bilgisel boyut” kavramı işte bu ikinci anlamda daha çok kullanılır. Böylece bu anlamıyla “bilgisel boyut”, “bilen ve bilinen” biçimindeki ikili düzen ve kuralın oluşmasını sağlayan önemli bir sözcüktür. Bu tanımlamaya göre, “bilme” eylemi zorunlu olarak bilgiye konu olan bir nesne ister. Çünkü bilgi niteliği, bir bilgi ya da bilme anlamında kullanıldığı zaman, başka bir nesnenin varlığını gerektirir ki, bunu görme veya işitme nitelikleri için de aynen kullanabiliriz. Söz gelimi; ortada bir görme eylemi varsa, orada kesin olarak görenler ve görülenler vardır. Eğer bir işitme eylemi varsa, orada duyanlar ve duyulanlar vardır. Bunun gibi ortada bir bilme eylemi varsa, orada kesin anlamda bilenler ve bilinenler var demektir. Böyle bir durumun, bilginin elde edilişi veya edilememesi özelliğiyle bir ilgisi yoktur. Aksine, bilgi niteliğinin özelliğinden kaynaklanan bir zorunluluktur. Bu konu, bilgiye dayalı söylemlerde; “bilgi, bilinene bağlıdır” biçiminde anlatılmaktadır. İşte tam burada; “bilginin, bilinene bağlı olması” demek, bilgi ve bilme konusunun belli olan bilinenden kaynaklandığı, ya da ondan meydana geldiği anlamına gelmez ki, ona bir kazanım ilişiklendirilsin. Aksine, yukarıda belirtildiği üzere, birinci anlamda soyut olarak zaten var olan bilginin, ikinci anlamıyla var olan bir bilinenle ilişki kurması söz konusudur. Bilinen bilginlerden bazılarına göre; bilginin kendisine bağlı olduğu bilinen, tüm ad, nitelik, eylemler ve tüm bağıntılarıyla birlikte tümü Allah’ın kendi öz varlık özelliklerindendir. Buradan anlaşılacağı üzere, bir şey nasıl olacaksa, Allah onu öyle bilir. Diğer varlıklar için; ay, güneş ve benzeri nesneler için belirlenen zorunlu bir ölçü vardır. İşte bu durumu Yasin Suresi 36.40 ayetinde; “Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.” şeklinde açık olarak bizlere bildirilmektedir. Allah başlangıcı ve öncesi olmayan bilgisiyle, bu nesnelerin “kendilerine belirlenmiş olan” zorunlu ölçünün dışına çıkamayacaklarını, sınamanın gereği olarak hareketlerinde özgür bırakılan insanların, kendi özgür iradeleriyle hangi seçimde bulunacaklarını, nasıl bir yol izleyeceklerini bilir. Aslında, ne güneşi zorunlu bir yörüngede tutan, ne de insanı özgür bırakan “bilgi” değildir. Çünkü, bilginin özelliğinin gereği olarak yaptırım gücü yoktur ve bilgi ancak bilinene bağlıdır. Yazgı ise, bilginin bir türüdür. “Kaza” ise yazgının gerçekleşmesidir yani Allah’ın yazılım programında bilgisel olarak bilinen her şeyi güç ve irade özelliğinin gereği olarak uygulamaya koymak eylemidir. Diğer bir anlatımla; bilgi yasaları, bilineni “dışsal varlık noktasında” yönetmek için esas değildir. Çünkü bilinenin kendisi ve dışsal varlığı bilgiye değil, güç ve iradeye dayanır. Allah’ın öncesizlik bilgisi, geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanı aynı anda kapsamaktadır. Kaldı ki, öncesizlik, geçmiş zaman halkalarının bir ucu değil ki, varlıkların meydana gelmesinde esas alınıp bir zorunluluk olarak düşünülsün.

L. BİLGİ BİLİNENE BAĞLIDIR

Bilgi, bilinene bağlıdır” deyişi, bilindiği üzere, “yazgı”nın anlamı Allah’ın her şeyi bilmesidir, yani tüm evrenlerdeki her şeyi başlangıçsız ve öncesizlik bilgisiyle bilmesidir. Ancak bilmek, bilinen şeye bağlıdır. “bilgisel boyut”, bilmektir, “belli” ise bilinendir; bilmek bilinene bağlıdır. Aslında bilgi ve bilme; bir şeyin zihinsel biçimi ve tasarımıdır. Bilinen ise; o şeyin dışındaki gerçek durumudur.

Örneğin, bir elmayı ele alalım. Elmanın zihinsel biçimi bilgidir, bilinen ise elmanın kendi biçimidir. Acaba, ben elmayı bu şekilde bildiğim için mi elma böyle; yoksa elma böyle olduğu için mi ben onu öyle biliyorum diye sorulabilir. Yani benim bilmem, bilinen olan elmanın biçimine mi bağlıdır, yoksa bilinen olan elma, bilme olan benim bilgime mi bağlıdır.

Daha iyi kavramak bakımından konuyu biraz daha açarsak; eğer ben elmayı karpuz gibi bilseydim, elma karpuza dönüşür müydü sorusuna yanıtımız açık bir şekilde hayır olacaktır. Çünkü bilinen olan elmanın biçimi, bilmeme bağlı değildir. Ben onu bu biçimde bildiğim için o, bu biçime bürünmemiştir. Aksine, elma bu şekilde olduğu için ben onu böyle bilmekteyim. Bu durumda bilmek, yani elmanın zihnimdeki biçimi, bilinene, yani elmanın gerçek haline bağlı olduğu gerçeğidir.

Şimdi asıl konumuza dönersek, Allah'a ait bilgide iki özellik vardır;

Birincisi; Allah’ın teklik boyutunda ve ilk belirmedeki birlik boyutundaki kendi varlığına özgü niteliklerinin ve adlarının tümüne öz olacak olan bilgidir. Bu bilgi, kendi öz ve tek varlığından varlığına olan bilgiden oluştuğundan, bu aşamada “bilgi, bilen ve bilinen” arasında aslında farklılık yoktur; hepsi tek şeydir ve bu bilgi, bilinene bağlanan türden değildir. Çünkü öncesiz, varlığıyla birlikte öncesizdir.

İkincisi ise; Allah’ın teklik boyutsallığında iken, tüm varlıklarda belirmesi aşamasında ve ikinci belirmeye geçişinden sonra, kendi öz varlığında var olan tüm niteliklerinin, adlarının ve anlamlarının şekilleri, bir diğerinden farklı olarak Allah’a ait bilgi boyutunda meydana geldiklerinde, her birinin kişisel gereklilikleri olan yetenek ve kapasiteleri ne ise açığa o çıkar. Böylece, bu yetenek ve kapasiteler açığa çıktıktan sonra, Allah’ın teklik boyutunda ayrıntılı olarak bilineni olurlar. İşte Allah’ın bunlara ait olan bilgisi, onların bilinen oluşlarından sonra olduğundan “bilgi, bilinene bağlıdır” denildiğinde, “nitelemelere, adlara ve anlamlara ait bilgi” anlaşılmalıdır.

Bilginin bilinene bağlı oluşu konusundaki Kur’an’daki kanıt; Muhammet Suresi 47.31 ayetindeki; “Andolsun, içinizden, cihat edenleri ve sabredenleri belirleyinceye ve durumlarınızı ortaya koyuncaya kadar sizi deneyeceğiz.” bildirimidir. Allah’ın; “... belirleyinceye ve durumlarınızı ortaya koyuncaya kadar...” sözüne asla başka bir yorum getirilemez. Bunu ancak kendi zanlarına dayalı olanlar böyle yorumlarlar. Bu yüzden onlar varlıkların varlığını, tek varlıktan ayrı olarak gördüklerinden, Allah’ın bilgisi bilinene bağlı olsa, Allah’ın bilgiyi başkasından alması gerekir ki, bu da bilgisizlik ve çaresizlik olduğundan, Allah’a uygun olmaz zannederler. Oysa varlık birdir ve bu çokluklar Allah’ın adlarına ve anlamlarına ait görünüşlerinin gölgeleridir, tıpkı aynaya yansıyan gölgelerin, aslında aynanın karşısındaki görünüşünden başkası değildir. Bundan dolayı, aynanın karşısındaki kişi aynaya baktığı zaman, gördüğü görüntüden kendisinde bir bilgi meydana geldiğinde, o bu bilgiyi başkasından almış olmaz. Bundan dolayı kendi benlik duygularıyla hareket eden bazı kişilerin zannettikleri ve yanıldıkları üzere gerçeklikte ayrı oluş yoktur ki, Allah’a bilgisizlik ve çaresizlik yüklenmiş olsun.

Öyle değil mi?

Yorumlar (0)
10°
açık