banner4
19.07.2021, 11:59 545

Bayramlar Neyimiz Olur?

Birey ve toplumları ayakta tutan ve onların yaşama şanslarını daha da artıran hususların başında, kendileriyle özdeşleşen ve bir süre sonra “ortak değer” kümesine dâhil olan kabul ve uygulamalar gelmektedir. Farklı bir açıdan, bahsedilen ortak yaşam kaynaklarının birey ve toplumların yaşamsal enerjileri hükmünde olması mâlumu ilam gibidir diyebiliriz. Üstelik bunların total değerinin, kişi ve toplumlar için oldukça besleyici niteliği bulunmaktadır.

Benzer bir ifadeyle, birey ve toplumlar, kendilerini besleyen her türlü değeri ortaklaşa sürdürmek suretiyle bir süre sonra “yaşam azığı” hâline getirebilmektedir. İnsan ve toplumlar, uzun ve de huzurlu yaşamın kapıların araladığı bu kazanımları sayesinde hem kendilerine ve hem de çevrelerini büyük bir “yaşam enerjisi” katabilmektedir. Tarihsel sürecin bu manada “pozitif yaşanmışlıklar seyri” olduğunu unutmamak lazımdır. Belki de sırf bu sebepten ötürü, bizleri ortak değer kümesinde ziyaret eden her uygulamanın oldukça geniş katılımcıları bulunmaktadır.

Ortak değerlerimizin bütünleyici vasfına örnek olması açısından ilk baremin sosyal hayatın akışında adeta bir “mola zamanı” gibi duran bayramlar olduğunu söyleyebiliriz. Zira bayramların bizleri bir arada tutan oldukça güçlü tarafları bulunmaktadır. Aynı zamanda kişi ve toplumların ortak paydaları üzerinden iletişim kurulduğu bu zamanların, yine sadece iyi şeyleri hatırlamak/hatırlatmak gibi herkesin hafızasına güzel bir katkısı bulunmaktadır. Öyle ki bayramlaşma esnasında, tıpkı barışmak üzere bir araya gelmiş olan kişilerin sorun çıkaran meseleler üzerinde değil, uzlaşmayı körükleyecek durumlar üzerinden iletişim kurması gibi bir tercih söz konusudur.

O nedenle özellikle dinî bayramların bu kazanımları besleyen vasfı gereği, ilgili millet nezdinde son derece olumlu katkıları olduğu muhakkaktır. Ne yazık ki oldukça ideolojik formasyonlar üzerinden tanımlanan millî bayramlarımızın bu noktaya hâlâ gelemediği üzüntü vericidir. Eğer ki dinî bayramların sorunsuz katılımlarının zaman içinde değişik sebeplerden ötürü ideolojikleştirilmiş olan millî bayramların hânesine de dâhil edilebilirse, milletçe sevinç ve unutma günlerimizin daha bir artacağı rahatlıkla söylenebilir.

Milletçe keder, tasa ve üzüntüden sıyrılıp huzur ve saadete hatta mutluluğa kavuştuğumuz zamanlar olan bayramların sayısız faydasının olduğu bilinmektedir. Özellikle dinî bayramların milleti de aşan bir tarzda ümmet sathındaki sevinç ve birlikteliklere gebe olması, insan ve toplumu inşâ etmekle kalmayıp onları bir arada tutan şeylerin başında bayramların geldiğini bir kez daha anlayabiliriz. Bunun yanında bayramın kutlandığı her ortamda bu kültüre uzak duranların da bir şekilde etkilendiği ve onlarla da barışçıl ilişkiler kurulduğu görülmektedir. İşbu barış ortamının kendilerine huzur getirdiğini ve dahi onların da ilgili millet ve ümmet nezdinde “yakın unsur/kardeş halk/dost unsur” olarak görüldüğü düşünülürse, bayram olgusunun sadece ilgili inanç ve millet topluluğuna değil, sürgit bütün diğer unsurlara da katkı sunduğu söylenmelidir.

Ve dahi gelinen bu noktada, “Bayram bizim neyimiz olur?” sorusunun cevabının, “Bizleri bir arada tutan besleyici değerlerin yeşermesine katkı sunmasının yanında ortak hafızanın tedarikinde büyük bir zemin hazırlar” cevabının verilmesi gerektiği açıktır. Artı olarak, bayramların sadece din kardeşlerimiz ve de millet unsurumuzla birlikte değil, bunun yanında top yekûn insanlığın kardeşçe yaşamasına vesile olan ve her daim huzur kokan zamanlar olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Onların bu vasfı gereği “Her gününüz bayram olsun!” dileğinin ne denli haklı bir sürûr ve sevinç duası olduğu daha bir anlaşılmaktadır.

Bayramların bir arada tutan vasfı gereği, dinî bayramların yanında millî bayramların da ihdası gündeme gelmiştir. Dediğimiz gibi, her dinsel topluluğun kendilerince kutsal kabul edilen öğe ve unsurlar ile bazı yaşanmışlıkları bayram olarak kutlaması; bazen vahyin bir önerisi, uygulaması, bazen de vahyin öğretmenlerinin tercihidir. Onların kendilerince haklı sebepleri bulunsa da, millet-ümmet konsorsuyumunun bayram-bir aradalık-paylaşım değerlerini yaşaması adına bu uygulamanın her dem genişletilmesi söz konusu olmuştur. Hem birliktelik ve hem de hafıza kaydı bakımından son derece kazandırıcı olan bu tutumlar, insan ve toplumları değer bazlı inşâ eden pozitif tercihlerdir.

Her türlü seviyenin ertelendiği bakışları öne alan, herkesin âdil bir iletişime kavuştuğu, paylaşım ve kardeşliğin zirve yaptığı bu dönemler, insanlık hâli bakımından her daim tercih edilme zamanlarıdır. Hemen herkesin adeta çocuklaştığı yani hesapsız ilişki kurduğu bayram zamanları, insanlık hânesine getirisi yüksek olumlu kazanım, pozitif katkı ve de yaşanmışlık olarak kaydedilmektedir. Düşmanlarıyla dahi barışabilecek durumların yaratılmasına vesile olan böylesi ortamların, insanlık için ne denli kazanımları öncelediği akıldan çıkarılmamalıdır. Belki de bu amaçla yerleştirilmeye çalışılan genel bayram/dinî bayram olgusu, insanlığın büyüyüp gelişmesine katkı sunan değer kümesidir.

Bunun akabinde benzer sonuçları elde etme adına kurgulanan yerel bayram/millî bayram olgusu ise, daha başında özel bir statüyü beslediğinden ötürü dinsel bayramların ulaştığı evrensel havuza yakın duramamaktadır. Doğal olarak bu ikinci bayramların daha dar ve özel bir statüsü olmakla beraber, zaman içinde bunların da barış ve kardeşlik nitelikleri üzerinden evrensele ders verici yaşanmışlıklara çevrilmesi işten değildir. Ülkemiz adına 23 Nisan’ın bu yaklaşımı az da olsa beslediği yakından görülmektedir.  Bu görme işinin sadece sizin nezdinizde kalmaması, eğlence ortaklarınızın dahi bunlardan beslenmesi ve nihayetinde barışçıl bir dünyanın kurulmasına vesile olması, bayram ve kardeşlik çağrılarının hayat bulduğu pınarlar gibidir. İnsanlığı besleyici mahiyet alması gereken bu pınarların zamanla sadece oyun ve eğlenceye dönüştürülmesi ise, bayram ve kardeşliğin tesisindeki muhtemel kazanımlarının yok olması anlamına gelecektir.

Mamafih bir kesimin bayram yaparken diğer kesimin onların sevinçlerini paylaşması ve belli ölçüler içinde ilgili bayrama katkı sunması, dünyada yaşanabilir ortamların artması anlamına gelecektir. Bahsedilen amacın tedariki gereğince bayramlarımızı olası katılımcıları genişletmek suretiyle yaşamak gereklidir. Ümit ediyoruz ki, birliktelik vizyonunun ötekine güven verdiği bu aşama, bayramdan elde edilen kazanımları daha da artıracaktır.

Özellikle dinî bayramların aynı zamanda sayısız paylaşım değerlerini beslediği bilinmektedir. Haddizatında bayram ve kazanım ilişkisi zorunlu bir ilişki gibidir. Her açıdan belli bir kazanımı deruhte etmeyen bayramların işlevini yerine getirmediği söylenmelidir. Elde edilenlerin hesabının tutulduğu yerler olan huzur zamanları, bayram ve kazanım ilişkisini daha bir öne almaktadır. Herkesin bildiği gibi, Ramazan Bayramı’nın huzur, saadet ve kardeşliğe katkısının yanında Kurban Bayramı’nın buna ek olarak paylaşım olgusunu da ilave ettiği unutulmamalıdır. Bunun gibi, millî bayramların da hem kazanım ve paylaşım ve hem de birlikteliğe katkı sunan bir noktaya evrilmesi zarureti hâsıl olmuştur. Benim önerime göre, her bayram devletin yanında durup elini hürmetle sıkanlara ve dahi saygıyla öpenlere beli bir kazanımının olması gereklidir.

Tıpkı el öpen çocukların manevî kazanımların yanında maddî anlamda belli şeyleri de elde etmesi gibi, bayramın bayram olduğunu fark etmemize yarayacak olan her türlü kazanımın devlet tarafından tevziî önerilmektedir. İnsanların cömertliklerinin arttığı bayram günlerinde devletlerin de cömertliklerinin attırılması beklenir. Böylesi günlerde bazı anlamsız suçların affından, ikramiye olgusuna, toplumsal barışın ayakta durması için kardeşçe ilişkilerin daha bir görünür olmasına değin pek çok tercihin öne alınması lazımdır.

Kanaatimizce belli kesimlerin gözlerini dikerek baktığı siyasal liderlerin bir araya gelip, bayramda huzur ve sevinç içinde poz vermeleri, onları takip eden sıradan halkın kardeşlik, huzur ve barış duygularını daha bir besleyecektir. Siyasal liderlerin çoluk çocuk bir araya gelip sadece iyi şeyleri konuşup paylaştığı bu görüntülerin halkımız için bayramların bayram olduğu huzurlu saatleri olacaktır. Uzun yıllardır bu ortamı görememiş toplumların yine de komşularıyla barış ilişkisi içinde olması, bazen siyasal liderlerin yaptıklarının örneklik bağlamında her daim yapılmadığı anlamına gelmektedir. İyi ki halkımızın bu sağduyusu galebe gelmiş de, komşusunun siyasal eğilimine bakmadan bayram ziyaretleri gerçekleşmektedir. Siyasetçinin sıradan halka örnek olması, ilk olarak bu kardeşlik seremonisiyle başlamalıdır diyoruz.

Kişisel ve toplumsal farkındalığımızı artıran bayram günlerinin her türlü kazanıma açık olması, biraz da bayramları yaşanır değer hâline getiren bireylerin tutumlarına bağlıdır. O nedenle, bireylerin bayram olgusunu sorunsuz bir şekilde içselleştirmeleri gerekmektedir. Gerek aile içi barış ve kardeşliğin tesisinde, gerek mahalle ve diğer alanlardaki ilişkilerin temininde ve gerekse de ulusal bazda barışçıl tutumların yerleştirilmesinde bayramların önemi büyüktür. Kendi evini bu tarz duygularla bezeyen bir halkın sınır dışına da benzer duygularla bakacağı umulur.

Bayramların her ortamda barış, güven, paylaşım ve kardeşlik duygularını tetiklediği düşünülürse, hangi millet ve bayram olursa olsun bu tür uygulamaların milletlerin kardeşliğine katkısı olacağı bilinmektedir. Kişi, toplum ve milletler nezdinde pratiği olan her iki bayram olgusunun da bu gibi hatlarda besleyici bir noktaya evrilmesi, insanlık ailesi için bulunmaz Hint kumaşı gibi değil, elini uzatınca tutabileceğin bir hedef olmalıdır. Aksi durumlarda birinin bayramı diğerinin cehennemi olabilir. Yazık ki bu olgusal durum, Müslüman ve diğer unsurları ayırmadan söyleyebiliriz ki, güven ve barışın her daim egemen istek olması gereken dünya üzerinde sıklıkla yaşanmaktadır.

İşbu nedenden ötürü, bayramların ve onları hayata taşıyan bizlerin asıl görevi, bu gibi olumsuz duygu, tutum ve yaşanmışlıkları daha huzurlu duygu, tutum ve yaşanmışlıklara çevirmektir. Nihayetinde huzur ve barış elçileri olan biz dindarların işinin oldukça zor olduğunu söylemeye gerek bile yoktur. Ancak bu yola başını koyan kişilerin, hedeflerine ulaşamasa da verdikleri çabanın güçlü bir karşılığının olacağı her daim bilinmelidir. Hacca gidemese de yola revan olan karınca misali, insanlığın yaşanabilir barış ortamlarına eriştirilmesi hedefi olan insanları yetiştirmek asıl işimiz gibi durmaktadır.

Yüce değerlere kurban olan, oldukça zorlu bir şekilde bazı durumlarda ibadet etmenin hazzını yaşamakla birlikte belli sıkıntılarına da göğüs geren ve nihayetinde ulaşılan zamanı birlikte kutlayan sevinç yumakları olan bayramların, hem yaşanmışlık ve hem de ortak değer edinme bazında muhataplarını son derece güçlü bir şekilde beslediği açıktır. İnsanlığın bu kesiminde bizlerin elinde bulunan bu fırsatı hem kendimizin, hem diğerlerinin ve hem de bizleri besleyen değerlerin daha bir yaşanması için yeniden start almalıyız. Bu startın finişinde kazanan kesimin sadece bizler değil, bütün bir insanlık olacağını hesap edebilmek lazımdır.

Yorumlar (0)
16°
kapalı