banner4
19.11.2021, 14:35 313

AYRIMCILIK KÜLTÜRÜ

“İnsanlığı, kendinde ve başkalarında, bir araç olarak değil de her zaman bir amaç olarak görecek şekilde davran!”Immanuel Kant

“İnsan adına onurlu bir kişi var: Aşağılayan insanların kibrine gem vurmak için nihai ve en etkili söz: Ben köpek değil, insanım.” Samuel Pufendorf

Kabul etmeliyiz ki toplumumuzda ciddi derecede sosyal dışlamaya yatkın ve ayrımcı zihniyete sahip insanlar bulunmaktadır. İsterseniz bu eleştirel yargımı biraz açarak birlikte düşünelim:

Sosyal dışlama ve ayrımcılık, toplumla bireyin sosyal bütünleşmesini sağlayan her türlü haklardan kısmen veya tamamen yoksun bırakma halidir.

Türk hukukunda “eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı” ile ilgili düzenlemeler 1924 Anayasası’ndan beri bulunmaktadır. 1982 Anayasası’nın 2. maddesi “İnsan haklarına saygılı devlet” anlayışını vurgularken, 10. maddesi “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi görüş, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir”  ifadesiyle bu esası açıklamıştır. Ayrıca “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınmayacağı” da belirtilerek, İş Kanun’umuzda “İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ve benzeri nedenlerle ayrım yapılamayacağı” beyan edilmiştir. Bu davranışlara aykırılık ise TCK 122. maddesinde düzenlenmiş ve “Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle; Bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini, Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını, Bir kişinin işe alınmasını, Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını engelleyen kimse hapis cezası ile cezalandırılır“ denilmiştir. Bu metinlere göre, insanın özgür bir varlık olarak değeri ve onuru çok önemli kabul edilmiştir.

Ancak kanun metinlerinde yazıldığı gibi pratik hayatta insan haklarına gereken değerin verildiği söylenemez. Tüm yasal düzenlemelere rağmen, sosyal dışlama ve ayrımcı davranma, olumsuz bir kültür olarak “çalışma hayatında” sıklıkla görülmektedir. Çalışma hayatında genel olarak eşit olan kişilere, sadece belli bir gruba ait olduklarından veya özelliklerinden dolayı, iş imkânlarında eşit davranılmaz. Söz konusu ayrımcılıkla, bireye aynı veya benzer durumda olan başka bir bireye göre daha az olumlu davranılarak “doğrudan ayrımcılık” yapılır. Yine bir kanun veya işlemin herkese eşit şekilde uygulanması gerekirken, toplumun bir bölümü üzerinde orantısızca uygulanmak suretiyle “dolaylı ayrımcılık” yapılır. Bu ayrımcılığın daha üst boyutu “sistematik ayrımcılıktır” ki belirli gruplara karşı kurumsallaşmış yapılar, uygulamalar ve gelenekler yolu ile ayrımcılık gösterilir.

Emile Durkheim, sosyal dışlama ve ayrımcılık sonucunda toplumla birey arasındaki bağın azalacağını, biz duygusunun ortadan kalkacağını ve kuralsızlık (anomi) ortaya çıkacağını söyler.

Gerek sosyal dışlama, gerekse ayrımcılık kültürüne sahip toplumlar, eşitsiz yapıları yeniden ürettiklerinden dolayı devamlı birbirleriyle “kavga” ederler. Bu kavganın galibi, “güç unsurunu” kullanarak, dışlanan ve ayrıma tabı tuttuğu kişi ve grupları aşağılar, ötekileştirir ve var olan imtiyazını korumak için ‘savaş propagandası’ yaparak gücüne güç katar. Gün gelir, bu kez dışlanmış ya da ötekileştirilmiş grup bir şekilde galip gelince, bu kez de güçlü davranma sırası ona geçer... Oysa ki R. Merton’un “gerilim teorisinde” anlatmak istediği gibi ciddi haksızlık baskısı altında kalan toplumsal gruplar, çeşitli kavgalara sürüklenirler. Bu suretle toplumda dayanışma değil, çeşitli suç grupları oluşur ve bu sosyal gruplar birbirlerine karşı sistematik ayrımcılık yapar.

Şimdi bu açıklamalarımıza bakarak, ülkemizde ne kadar sosyal dışlanma ve ayrımcılık yapıldığı konusunda bir kanaat elde edebiliriz. Anayasamız, başlangıçta “Her Türk vatandaşının bu anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden, eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde, onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğunu”  vurgulanmakta değil midir?.. Peki bunca ayrımcı kültürün kaynağı nedir?!

Ayrımcılıkları engellemenin yolu, öncelikle hangi davranışlarımızın dışlama ve ayrımcılık sayılacağını kültürel olarak bilmekle mümkündür. Bu yanlış davranışları ancak değerler eğitimiyle ve erdem üzerinden davranış alışkanlıkları kazanarak değiştirebiliriz. Ayrımcılık yapılarak dışlanmış kişileri, yeniden toplumla bütünleştirebilir ve onlarla birlikte yaşama kültürünü kazanabiliriz. Sosyal dışlama ve ayrımcılık konusunda farkındalık bilincimizi artırarak, erdemli insan olarak toplumdaki herkese karşı insan onuruna yakışır şekilde davranarak ve çalışma hayatında liyakat sahibi olana daha çok değer vererek, insan haklarını geliştirebiliriz. Doğrusu insani üstünlükler, doğuştan gelen veya statü ile oluşan saygınlıklarda değil, ahlaki ve insani eylemler ile diğer insanlara yapılan iyi davranışlardadır. Türk kültüründe de onur ve şeref, erdemli ve faziletli davranışlar kümesidir.

Öyleyse dışlayıcı, ötekileştirici ve ayrımcı kültürden uzaklaşırsak, insana değer veren bir anlayışa ulaşır, Türk kültürünün şiarı olan “insan onurunu” da korumuş oluruz.

Yorumlar (0)