banner4
17.01.2023, 17:32

AHMET YESEVİ

Ahmet Yesevi, kaynaklara göre 1093 yılında Büyük Kazakistan’da dünyaya gelmiştir. Tam adı Ahmet Bin İbrahim Bin İlyas Yesevî’dir, yani o dönemlerde kullanılan ismi ile Yesevî’li İlyas’ın oğlu İbrahim’in oğlu Ahmet. Yesevî: Yesi’li, Yesi eşrafından, Yesi beldesinden anlamına gelmektedir.

Babası, o dönemin ünlü şehirlerinden olan Sayram’ın tanınmış şahsiyetlerinden biri olan, kerametleri ve menkıbeleri ile tanınan ve Hz. Ali soyundan geldiği kabul edilen Şeyh İbrâhim adlı bir zattır. Annesi ise Şeyh İbrâhim’in halifelerinden Mûsâ Şeyh’in kızı Ayşe Hatun’dur.

7 yaşında iken babasının vefatından sonra, ablası ile birlikte Sayram yakınlarındaki Yesi'ye yerleşen Yesevi, burada "Arslan Baba" adlı bir Türk şeyhinden ilk eğitimini almaya başlar.

Eğitiminin ilk aşamasını bitirdikten sonra 27 yaşında iken, o dönemin tasavvuf, ilim ve ticarette gelişmiş bölgelerinden olan Buhara'ya giden Yesevi, burada dönemin önde gelen din alimlerimden biri olan Şeyh Yusuf Hemedani'ye intisap edip müridi olur. 

Burada yoğun bir tasavvuf eğitimi alan Ahmet Yesevi, Şeyhin dört halifesinden üçüncüsü olmuş ve ilk iki halifeden sonra şeyhinin yerine geçmesi ittifakla kabul edilmiştir. Daha sonra irşad makamını Şeyh Adülhalik Gücdûvani’ye bırakarak Yesi'ye döner ve Yesi'de Yeseviye Ocağı'nı kurar.

Buhara'da bıraktığı Şeyh Adülhalik Gücdûvani’nin yetiştirdiği öğrencisi Muhammed Bahaüddin Nakşbend'i o dönemde Yeseviye Ocağı dışında ortaya çıkan iki büyük tarikattan biri olmuştur. Buhara'da kurulan Nakşibenditarikatı, zamanla Afganistan, Hindistan ve Anadolu'ya yayılmıştır.

Ahmet Yesevi öğretisini hocası Arslan Baba'dan aldığı "ehl-i beyt" sevgisi ve bu doğrultudaki tasavvuf anlayışı üzerine kurmuştur. Bir Türk sufi tarafından kurulan bu ilk büyük "Türk tarikatı", önce Maveraünnehir, Taşkent ve çevresi ile Batı Türkistan'da etkili olmuştur. Daha sonra Horasan, İran ve Azerbaycan'da yaşayan Türkler arasında yayılan Yesevi tarikatı, 13. yüzyıldan başlayarak göçlerle Anadolu'ya, oradan da Balkanlara ulaşmıştır. 

13. yüzyıl içinde Anadolu'da görülmeye başlayan Bektaşîlik, Babaîlik, Haydarîlik de Yesevîlik tarikatından çıkmış kollardır. İleride Yunus Emre'nin gaybdan gönderilmiş mürşidi sayılacak olan Hacı Bektaşi Veli ile aynı zamanda dînî destan kahramanı olan Sarı Saltuk, sonra Anadolu Ahiliğinin pirî-mürşidi sayılan Âhî Evran, Osman Bey'in Kayınbabası Şeyh Edebali, Orhan Gazi'nin mürşidi Geyikli Baba ve daha niceleri Ahmed Yesevî'nin Anadolu'ya, manevî fetihler için yolladığı, menkıbelerle destekli müritleri, akıncıları, halifeleridir.

İnsanları dinî ve ahlâkî yönden yetiştiren Hoca Ahmet Yesevî, tasavvufî fikir, düşünce ve tavsiyelerini Türkçe ve sade şiirler ile anlatmış, hikmet adı verilen bu şiirler zamanla toplanarak Dîvân-ı Hikmet mecmuaları meydana gelmiştir.

Ahmet Yesevî vakitlerini üçe ayırır, büyük bölümünde ibâdet ve zikirle meşgul olur, İkinci kısmında talebelerine zâhirî ve bâtınî ilimleri öğretir, Üçüncü bölümünde ise alın teri ile geçimini sağlamak üzere tahta kaşık kepçe yaparak bunları satarmış.

Sohbetlerinde ve şiirlerinde en çok işlediği konular Allah ve peygamber sevgisi, fakir ve yetimleri korumak, dinî kurallara riayet, güzel ahlâk, zikir, nefs ile mücadele, kendini eleştirmek (melâmet), ölümü düşünmek, manevî mertebeler ve bu mertebeleri aşmadan şeyhlik iddiasında bulunmanın kötülüğü gibi mevzular olmuştur.

Ahmet Yesevî’nin İbrahim adında bir oğlu olmuşsa da kendisi hayattayken vefat etmiştir. Yesevî’nin nesli Gevher Şehnaz isimli kızından devam etmiştir. 

Türkistan, Mâverâünnehir ve Orta Asya’da olduğu gibi Anadolu’da da kendilerini Ahmed Yesevî’nin neslinden sayan pek çok ünlü şahsiyet çıkmıştır. Semerkantlı Şeyh Zekeriyyâ, Üsküplü Şâir Atâ ve Evliya Çelebi bu isimlerden bazılarıdır.

Kaynaklarda yazılanlara göre, Ahmet Yesevi, 1166 yılında 73 yaşında iken Kazakistan’da hayatını kaybetmiştir. 

63 yaşından sonraki, Vefatına kadar geçen son 10 yılını “Çilehane” adı verilen ve toprağa kazılan derin bir yaşam alanında ibadet, taat, tevbe, şükür ve tefekkürle geçirmiştir. Bu fani dünyadan göç ettiğinde arkasında pek çok eser ve öğrenci bırakmıştır. 

Ahmet Yesevi hayatı boyunca Anadolu topraklarına adımını atmamıştır, fakat tüm Anadolu’da ismi bilinir ve onun öğretilerine, fikirlerine ve eserlerine önem verilir.

Ahmet Yesevi’nin eserleri, İslamiyet konusunda, Türklerin aydınlanması ve inançlarının artmasına ön ayak olmuştur. Türk boyları Yesevi döneminde İslamiyet’e geçiş konusunda büyük yol kat etmişlerdir. Bunun en büyük nedenlerinden biri de Yesevi’nin Arapça ve Farsçayı çok iyi bir şekilde bilmesine rağmen eserlerinin çoğunu Türkçe yazmasıdır. Karahan’lılar devletinde yaşıyor olması, Yesevi’nin Türkçe eserler vermesinde etkili olmuştur.

Ahmet Yesevi’nin günümüze kadar ulaşan eserlerini incelediğinde, nefsi köreltmek, dünya malına tamah etmemek, dünyadaki tüm insanları eşit saymak, peygamber ahlâkını benimsemek, dünyalık ihtiraslardan vazgeçmek gibi dini ahlakın esas alınarak ortaya konulduğu görülmektedir. Bu samimi ve içten eserleri ile halkı etkilemeyi başarmış olan Yesevi, günümüzde de halen öğreti ve eserleri ile takdir toplayan, tasavvufi etkilerini devam ettiren bir İslam Âlimi ve gönül adamıdır. 

Ahmet Yesevi eserlerini ilkeleri doğrultusunda oluşturmuştur. Yesevi’nin ilkeleri şu şekildedir:

-Dört kapı; İslam kuralları olan Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat. Yesevi’nin en büyük öğretisi olan dört kapı Türklerin İslamiyet’le buluşmasındaki en büyük etkenlerden biridir.

-Üç vakit yaşamak; Yesevi hayatını üç vakitte ayırarak yaşamıştır. Günün çoğu saatini ibadetlerine ayıran Yesevi, ikinci kısmını ise öğretilerini öğrencilerine öğretmek için kullanmıştır. Üçüncü kısım ise el emeği yaptığı tahta kepçeleri ve kaşıkları satarak geçimini sağlamak için ayırdığı vakittir.

Yesevi’nin öğretilerinin yer aldığı belli başlı eserleri ise şu şekildedir:

1- Divan-ı Hikmet: Türkçe şiirlerini içine alan derlemenin olduğu eserdir.

2- Fakr-name: Dîvân-ı Hikmet’in mensur bir mukaddimesidir. O'na atfedilmektedir.

3- Risâle der Âdâb-ı Tarîkat: Taşkent’te yazma nüshaları bulunan bu küçük Farsça eser, tarikat âdâbı ve makamları, mürid mürşid ilişkileri, dervişlik, Allah’ı tanımak ve ilâhî aşk gibi konular hakkındadır.

4- Risâle der Makâmât-ı  Erba‘în: Yesevî’ye nisbet edilen Farsça yazma ve küçük bir eser olup, şeriat, tarikat, marifet ve hakikattan her biri hakkında onar makam olmak üzere toplam kırk makam ve kaideyi ihtiva etmektedir. Şimdilik bilinen tek nüshasının Kütahya Tavşanlı Zeytinoğlu İlçe Halk Kütüphanesinde olduğu bir kısım kaynaklarda geçmektedir (nr. 1056, vr. 112a-113a).

14. yüzyılın sonunda yani vefatından 2 asır kadar sonra, Emir Timur, Türkistan bozkırlarında bu şöhreti ve nüfuzu yayılmış zatın kabrini ziyaret ederek buraya bir türbe yapılmasını emretmiştir. Birkaç yıl içinde burada türbe, cami ve dergah ile birlikte bir külliye yükselmiştir. Bazı kaynaklarda Emir Timur zamanında başlanılan Türbenin yapımı, ondan sonraki dönemlerde tamamlanabilmiştir.

Bu yapı Orta Asya'da en önemli ziyaret yerlerinden biridir. İki kubbeli dikdörtgen bir yapı olan külliyede merkezî bölümün ortasında büyük bir kazan yer alır. Yedi metalin karışımından oluşan bu kazanın etrafında bazı dualar ve kazan ustası hakkında bilgiler vardır. Önceleri bu kazana hafif tatlandırılmış su koyularak Cuma namazlarından sonra ziyaretçilere ikram edildiği ve şifalı olduğuna inanıldığı ifade edilmektedir. Bu kazan şu anda da türbede bulunmaktadır.

Merkezî bölümün bitişiğinde Orta Asya kültüründe evliya türbelerinin sembolü olan bir tuğ (ucunda at kuyruğu kılları, sancak ve alem olan bir direk) ve bir kapı yer alır. Bu kapı Ahmed Yesevî’nin mezarının bulunduğu odaya (Gûrhâne) açılmaktadır. Ahşap oyma işçiliği ürünü olan kapının iç tarafındaki döküm halkalardan birinde, yapılış tarihi olan hicrî 797 (m. 1395) tarihi bulunmaktadır. Bu mezar odasının üzerinde küçük kubbe vardır. Yesevî’nin mezar sandukası, açık yeşil renkte bir taştan yapılmıştır. Külliyenin etrafı ve üzeri çinilerle süslenmiştir. Bunlar En’âm sûresinin 59-63 âyetleri arasıdır. Ayrıca dış cephede çinilerle ve Kûfî hatla Allah, Muhammed, el-Hamdü lillah, Allâhü Ekber, Lâ ilâhe illallah gibi yazılar işlenmiştir.

Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun inşallah..

Yorumlar (2)
Yaşar çiftci 2 hafta önce
Allah gani gani rahmet eylesin n3rde şimdi böyle güzel inan anlayışı nerde o güzel inanç ve yaşam şekli Allahın varlığına gerçekten inanmış onun gücünün tüm kâinata hükmetmesi olduğuna inanmış böyle güzel insanlar bu dünyaya gelmezki böyle insanlara saygı duyabilmekte bir şereftir, Allah tlrahmwt eylesin ben çocuklu&unun islamını o kadar özlüyorumki ne kadar temiz ne kadar arı ne kadar güzeldi o dönemde iskamı yaşamak
AYPAŞ SAAT ALİ YÖRÜR 1 hafta önce
ALLAH RAZI OLSUN SENDEN HOCAM NE GÜZEL DERLEYİP TOPARLAMIŞSIN TAKDİRE ŞAYANDIR.